biliyorum…!
bir gün Mars’ta akıllı şehirleriniz olacak
mevsimleri bir düğmeyle değiştirecek
karı, kışı ekrandan kurgulayacaksınız
galaksilerde veri üsleri kurup
zamanı bir tuşla donduracaksınız
.
fakat pencerenize konan son kuşun
size ne anlatmak istediğini asla çözemeyeceksiniz
bir gün Mars’ta domates yetiştireceksiniz
laboratuvarlarda kusursuz tohumlar üretecek
ve toprağa can verdiğinizi sanacaksınız
.
oysa Dünya’da
bir serçenin açlığını giderememiş
bir karıncanın hakkını koruyamamış olacaksınız
Mars’ın kızıl çöllerindeki kubbelerin altında
oksijeni dakikayla soluyacak
ve adına medeniyet diyeceksiniz
.
oysa çocukluğunuzun bahçesinde
bedava esen rüzgârın kıymetini hiç bilememişsiniz
bir gün yapay zekâyla ormanlar çizeceksiniz
hava durumunu satın alacak
uydularla bulutlar dokuyacaksınız
yağmuru ihale ile satıp
rüzgârı faturaya bağlayacaksınız
ben…
sessiz misafir sevdiğinin kapısında bekleyen
rüzgârın yönünü şaşırdığı çaresiz yelken
sen…
yüzüne bahar sürülmüş kadın
göğsünde turnalar uçuran saklı bahçe
.
hangi dağın sabrından yontulduysa sesin
taşlar bile yeşerir adını duyunca
.
hangi bahçenin duasından düştüyse ellerin
kurumuş dallar bile çiçeklenir değince
ve kalbin…
sağır bir dervişin heybesinde taşıdığı
sırrı çözülememiş gizli ayet
.
okursun can olur
dokunursun kıyamet
.
ve aşk…
ansızın açan nar çiçeği
.
dokunursun ateş olur
koklarsın çocukluğun
ve ayrılık…
cebinde güneş unutan kış günü
.
Pencereler;
evlerin gözü,
odaların nefesi,
yalnız ömürlerin dünyaya uzanan köprüsü,
yalnızlığın sokağa sarkan dallarıdır.
.
Duvarların dışarıya açılan merakı,
içeride kalanların ufka uzanan eli,
sıcak yuvaların sokağa vuran kalbidir.
Yağmur ilk onlara vurur,
karı ilk onlar karşılar,
rüzgârın getirdiği haberleri
perdelerin kulağına onlar fısıldar.
.
Sabahları ilk ışığı onlar görür,
güneşi ilk onlar kucaklar,
soğuğu ilk onlar göğsünde yumuşatır,
tap taze bir umudu buyur eder içeri,
akşamları ise son karanlığı.
Bazı pencerelerde beklemek oturur.
Yıllardır dönmeyen bir evladın yolu,
sevgiliden gelmeyen bir mektubun ümidi,
çalmayan bir telefonun sessizliği…
.
Bazı pencereler,
gözleri yollarda kalan insanların
umut nöbetidir.
Dalgaları şaha kalkmış denize benzer yüreğimdeki şu heyecan, seni görünce.
Sanki güneş, saçları bukleli gözleri kavuniçi sarışın bir serçe.
Kirpiklerin yaz yağmuru, yüzün binbir çiçekli bahçe.
Saysız yıldız parlar gözbebeklerinde gece,
Tüm ışıkları yanar içimdeki pembe panjurlu evler şehrinin, sen gülünce.