"Önceleri halüsinasyondan bir ikizi olduğunu ve ona acı çektirdiğini düşünüyordum. Cin çarpmış olabileceği de aklıma gelmiyor değildi tabii. Fakat hiçbiri değildi. Sadece kendine acı veriyordu ve battıkça batıyordu. Her şeyi tersti. Aşkı dahi adam gibi yaşamayı bilmiyordu. Adı Surme olan kızıl saçlı Ermeni kızın aşkından eriyordu. Yıllarca bir kereste atölyesinde çalıştı. Kazandığının hepsini kitaba verdi ve daima da kendini şair sandı."
"Orhan dizlerine kadar karlara batıyordu. Paltosunun ucu karda sürünüyordu. Ne garip bir yalnızlık..! Baba, insanın kendi odasındayken yalnız kaldığını sanıyordu. Oysa yalnızlığın sadece kalabalıkta hissedilebileceğini bilmiyordu."
"Acı mı çekiyor sanıyorsun...? İnan ki dünyanın en bahtiyar insanı o, ne gamı kederi ne de zihnini meşgul eden düşünceleri var, ne kokar ne bulaşır, rahat mı rahat..!"
"Kaldırımlardaki kurumuş ağaçlara baktı: Kar, dalları alabildiğince bükmüştü ve ikinci kez yağdığında kesinlikle onları kıracaktı. İnsanlar da ağaç gibiydiler. Ağır bir kar kütlesi sürekli omzunda olurdu insanın ve diğer bahara kadar ağırlığını hissettirirdi onda. Kötü olanı ise insanın sadece bir kez ölmesiydi. Ve bu bir kereliğe mahsus ölüm ne de amansız trajedi sayılırdı onun için..!"
"Devletin cevheri, daha doğrusu bu topluluğun içeriği millettir. Bundan dolayı bütün menfaatler, milletin hakim ve yüksek menfaatlerine tabi ve boyun eğmiş olmalıdır."