Frankenstein
1815’te, Sumbawa adasındaki (Endonezya) Tambora yanardağ’ının patlaması sonucunda havaya kül ve kükürt tozu salındı. Bu olay 1816 da dünyanın birçok bölgesinde sıcaklık seviyesini önemli ölçüde düşürdü. Kuzey Amerika’da yaz ayında don olayları, İtalya’da kırmızı renkte kar yağışı, İrlanda’da sekiz hafta boyunca aralıksız yağmur yağmasına sebep oldu. 1816 yılı tarihe yazsız yıl olarak iz bıraktı.
1816’daki ilginç hava Dünya edebiyatında da silinmez bir iz bıraktı. O yıl İngiltere den bir gurup arkadaş yaz aylarını Cenevre de geçirmek için bir araya geldiler. Bu arkadaş gurubunu bir üyesi Mary Shelley di. Mary Shelley o yıllı “ Islak, keyifsiz bir yaz oldu ve aralıksız yağmur, bizi günlerce eve hapsetti” diyerek ifade edecekti.
Arkadaş gurubu kötü hava koşullarından kaynaklı olarak evden dışarı çıkamıyor ve günlerini güncel bilimsel konular üzerinde tartışmalar ile geçiriyorlardı. Yine böyle bir günde Galvanist deneyler hakkında ki tartışmadan etkilenen gurup üyeleri korku hikayeleri kaleme almaya karar verdi ve Frankenstein doğdu.
Dr. Victor Frankenstein Bavyera’ da yer alan İngolstad üniversitesinde eğitim görürken anatomi ve insan dokusuna ilgi duymaya başlıyor ve bir gün ölü birine hayat bahşede bileceğine inanıyor. Gizli deneyler yaparak iri yarı devasa bir vücut yapıyor ve canlandırmayı başarıyor. Gün gelince Frankenstein tarafından sevilen her şey yarattığı canavar tarafından yok ediliyor.
Mary Shelley, Frankenstein karakterini eserinde aslında bir yaratıcı olarak niteliyor. Eser ise tanrıyı oynamaya çalışan insanın kibrinin nelere sebep olabileceğine ışık tutuyor. Boş bir kağıt gibi var olan her bireyin hayat yolculuğunda kendisine dokunan her kalemin bıraktığı izler sonrası iyi veya kötü birey olunuyor. Canavarın hayatında karşılaştığı insanların