...
Villete'e hapsedilmiş hayatlar: Veronika, Zedka, Mari, Eduard... ve daha adını bilmediğimiz binlerce belki milyonlarca deli insan. Ne yaşadıklarını, nasıl yaşadıklarını, neyi hissettiklerini, neden varolduklarını, ne amaçla neye hizmet ettiklerinin bilincinde olan veya olmayan insanlar ve onlara aitmiş gibi görünen hayatlar...
Delilik, bilimsel ve psikolojik anlamda birçok terimsel ifadeyle tanımlanmış veya tanımlanabilir. Bunlar kitaplarda, araştırmalarda, tezlerde, programlarda ve benzeri birçok alanda karşımıza hep terimsel kusursal ifadelerle çıktı ve çıkacaktır. Fakat ben kitabı okurken kitabın bende uyandırdığı farklı bir bakış açısını kitabı veya bu incelemeyi okuyacak insanlara sunmak istiyorum. Delilik; gerçekle hayal arasında geçişlere bizim veya bizim dışımızda izin verilince ortaya çıkan hasarın kişiye ve topluma olan yansıması diye ifade etmek istiyorum. Çünkü kitap ana karakterimiz olan Veronika üzerinden örnek verecek olursak eğer birçok sahip olduğu yaşadığı kendini yeterli bulduğu bir yaşamdan kendini bir anda bütün bu yaşanan şeylerden sonra bizce anlamsız olan fakat onun için kendini bulmak olan bir durumun veya psikolojinin içine düşüyor. Hatta yazar bunu muhtemelen okuyucuda da bu bakış açısını uyandırmak adına dünya üzerinde Slovenya'nın yerini bilmemekten ötürü intihar girişiminde bulunan Veronika'yla birlikte ifade ediyor. Dünya üzerinde bedenen ve ruhen kendimizin nerde olduğunu nasıl yaşadığını niçin yaşadığını biliyor muyuz!? Bu soruyu kendimize sorup cevaplamamızı talep etmiş sanki. Bu soruya herkes kendi yaşam ve deneyimi ölçüsünde cevap verecektir. Ancak tam anlamıyla bir netliğe kavuşamayacaktır. İnsan içsel konum olarak kendine yabancılaşıp uzaklaştı mı dünya üzerinde ve hatta evrende kendini kaybeder ve bulamadığı her gün için