“Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...”
Başka bir göze değdi diye gözlerin,
Gözlerim seni terk etti.
Kandıramadım bir türlü.
Başka bir eli avucunun içerisine alacaksın diye
ellerim seni terk etti.
İkna edemedim.
Sensizlikte seni yaşattığım aşka karışıp
hiçlikte sen olduğum ruhum seni terk etti.
Bir şey diyemedim.
Dinlemedi, beni de terk etti…
Bir yanılgının, binlerce yenilgiden daha keskin olduğunu gördüğünde eve dönmek isteyeceksin ama ev; kapı duvar olacak. Ve sen, bildiğin denizlerde yeniden boğulacaksın. Aşina yüzler el olacak ve yalnızlığı şah damarında hissedeceksin. Sonra geçecek.
Herşey geçer, bilirsin..
Ve sonra yolun tam ortasında ayaklarının dermanı kesilecek, dizlerinin üzerine çökeceksin. Düşmekten korkma, düştükçe daha da güçleneceksin. Sonra herkes kaybolacak, gölgen bile seni terk edecek ama bu yenilgi sayılmaz. Yalnızlığı sev. Herkes gitse de o seni bırakmaz, bilirsin…
Yine de içindeki uçurumların kenarında otururken dikkat et, her hattını bildiğin bir el sırtına değebilir. Belki sana sarılır, belki seni itebilir. Kırılacaksın, kırıl. Kırıldıkça keskinleş ama kendini daha çok kesme.
İnsanın kendine açtığı yarayı hiç bir tabip iyi etmez, bilirsin….