Eseri kısaca özetleyerek incelemeye başlamak istiyorum. Profesör Filip Filipoviç hipofiz bezi üzerine çalışmalar yapan bir doktordur. Aklında yapmak istediği bir deney vardır. Bu deney için ihtiyaç duydukları ise bir ölü ve bir köpektir. Bir gün böğrü yanmış, aç bir köpeğe bir parça sucuk vererek peşine takar. Sokak köpeği Şarik, Profesör’ü takip eder ve onunla yaşamaya başlar. Şarik, eve ve Profesör’e alışmışken bir gün, Asistan Doktor Bormental diğer ihtiyaç yani ölü ile çıkagelir. Böylece deney için her şey hazırdır. Doktor, ölü insan ile köpeğin hipofiz bezlerini ve testislerini değiştirir. Ameliyat masasında köpeğin ölümünü beklerlerken ummadıkları bir şey gerçekleşir. Köpek ameliyattan sonra, kısa süre içinde yavaş yavaş insana dönüşür.
Eser, Bolşevik İhtilali sonrasında yazılmışsa da Stalin’in uyguladığı baskıcı rejim dolayısıyla sansüre uğramış seneler sonra, Bulgakov’un ölümünden de sonra 1987 senesinde yayımlanabilmiştir.
Bulgakov, Köpek Kalbi’nde sembolik bir ifade ile kara mizahı harmanlayarak Sovyet rejimini eleştirmiştir. Köpek Şarik, burada işçi sınıfının bir sembolüdür. Profesör, burjuva kesimindendir. Eserde, köpeğin bir sucuğa kanarak Profesör’ün peşinden gitmesi bile birçok mesaj içermektedir aslında.
Köpek yaralı ve aç bir durumdayken tüm insanlara karşı umudunu yitirmişti ve tüm insanların kötü olduğunu düşünüyordu. Profesör’den gördüğü iyilik ile fikrinin değişmesi ama sonrasında deney için kullanılması aslında köpeğin en baştaki düşüncelerinin haklılığını da ortaya koyuyor bana göre.
Profesör kitabın son bölümlerinde “ Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Hem de doğada var olanlar arasında en rezilini.“ diye bir cümle kuruyor. Bu cümle tek başına eserin özeti gibi.
Kesinlikle okunması gerektiğini