Bu kitap, hayatın tekdüzeliği içinde sessizce kaybolan bir ruhun kendini arayışını anlatıyor. Akıl ile delilik arasındaki sınırın ne kadar kırılgan olduğunu fısıldarken, okuru da kendi iç dünyasının karanlık ve aydınlık köşeleriyle yüzleştiriyor.
Veronika’nın yolculuğu; yaşamın anlamına, özgürlüğün bedeline ve insanın kendisiyle kurduğu o kırılgan ilişkiye dair derin sorular bırakıyor geride. Cevaplardan çok hislerle ilerleyen bu anlatı, okuru yargılamadan düşünmeye davet ediyor.
Sade görünen ama derinliği uzun süre içte kalan bu metin, “normal” denilen şeyin ne kadar göreceli olduğunu usulca hatırlatıyor ve insanın kendine doğru attığı en cesur adımı selamlıyor.