Aşkın gücü sevilen ile seven arasındaki "bir"leşmeden geliyordu. Birleşen şeyler iki sevgili gibi birbirine denk veya sevilen sevenden üstte ise bu noktada aşık kendini maşuka adamış oluyor, aşık ile maşuk ayrımı ortadan kalkıyor ve aşık vuslattan da, hicrandan da aynı lezzeti alabiliyordu. Böylece aşk, ayrılığı da, vuslatı da ortadan kaldırmış oluyor, seven sevileni ta içinde biliyordu. Kişinin bir isimle yaşaması gibi bir şeydi bu. Kişi her nereye gitse ismini de birlikte götürdüğüne göre isminin ayrılık acısını çekmesi de imkan ötesinde kalıyordu. Vuslat ayrılığın, ayrılık da vuslatın kendisi olunca seven ile sevilen aynîleşiyorlardı. Aşk yolunda olmak veya olmamak, bulmak veya yitirmek, azık veya azıksızlık, nasip veya nasipsizlik ortadan kalkıyor veya olmak olmamaya, yitirmek bulmaya, azıksızlık azığa, nasipsizlik de nasibe dönüşüyordu.
Bilemiyorum, ben bir gönülde sevginin mahiyet değiştirdiğine değil, aynı mahiyet üzerine gelişip büyüdüğüne inanıyorum. Bir kişiyi gerçekten seviyorsanız onun sevgisini başka bir sevgi ile değiştiremezsiniz. Bilakis onun sevgisini daima çoğaltır, benliğinizle bütünleştirirsiniz. Gönüller aynadır ve aynayı tek bir suret, tek bir görüntü için temiz ve berrak tutmak gerekir. Aynada görüntü çokluğu ve karmaşası yahut üst üste bindirilmiş suretler yalnızca şaşkınların kârıdır ve bu, bir tür hastalık sayılır. Bir aynada iki suret daima çatışır ve kuvvetli olan diğerini kovar. Eğer aynaya ilk giren görüntü masum ve samimi olursa bir ömür boyu ikinci bir görüntünün orada yansımasına izin vermez.
İnsanlar bir deha olarak doğmaz, sonradan olurlar. Kaç yaşında olursanız olun, size eşlik edecek ve kapasitenizi değerlendirecek iyi bir akıl hocası seçerek bir dehaya dönüşebilirsiniz.