“O da kimmiş?” diye sordu. “Memurmuş,” diye cevap verdiler kendisine. “Ha! Beklesin biraz, şimdi zamanım yok,” dedi önemli kişi. Burada, önemli kişinin aslında yalan söylediğini belirtmemiz gerekir: Zamanı vardı, arkadaşıyla epeydir her konuda bol bol konuşmuşlardı ve uzunca bir zamandır sadece birbirlerinin dizine hafifçe vurarak ve, “İşte böyle İvan Abramoviç!”, “Demek öyle, Stepan Varlamoviç!” diyerek konuşmaya uzun süren suskunluklarla ara veriyorlardı.
...çok sevdiği bazı harfler vardı, bunlara sıra geldiğinde kendinden geçerdi: Usulca güler, gözlerini kırpar, dudaklarını oynatarak kalemine yardım ederdi, öyle ki kaleminden çıkan her bir harfi yüzünde okuyabilirdiniz.
Memurun adı Akakiy Akakiyeviç’ti. Belki okura biraz tuhaf, araya sora bulunmuş bir ad gibi gelebilir ama inanın hiç aramamışlardı, öyle koşullar ortaya çıkmıştı ki başka bir ad vermek mümkün değildi.