İnsanlar gözlerini kaybettiklerinde değil, vicdanlarını kaybettiiklerinde körleşir. Körlüğün en tehlikeli biçimi, görmek istememektir. Bu körlük, toplumları felakete sürükler; çünkü görmeyen gözden çok, duymayan vicdan felakettir.
İyiliğin anlamını yitirdiği bir çağda iyi kalabilmek, ahlaki bir görev değil, varoluşsal bir karardır. Çünkü insanı insan yapan, kötülüğün yokluğu değil; kötülük mümkünken insan kalabilmeyi seçmesidir.
Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?