Uykudan uyanan, kendilerini kayıp sanan ama sonra ıstırap dolu dünyada olduklarını fark eden kadınların gülümsemesi dehşetin ta kendisidir, başka bir şey değil.
Bir insanın öz ancak onu kaybettiğimizi görmek zorunda kaldığımızda, o insan bir veda sürecine girdiğinde ortaya çıkarmış. Bu süreçte söz konusu kişi birdenbire , kendisi için artık yalnızca nihai ölümüne hazırlık anlamına gelen her şeyde kendi gerçeği yönünden tanınır hale gelirmiş. 
Günaha girme çağrısından kurtulmanın tek yolu çağrıya uymaktır. Direnirsen, ruhun kendisine yasakladığı şeylerin özlemiyle hastalanır, ruhun iğrenç hastalarının iğrençleştirdiği ve haram kıldığı şeylerin arzusuyla. Dünyadaki büyük olayların beyinde meydana geldiği söylenmiştir. Evet, beyinde, bu yüzden dünyadaki büyük günahlarda yalnızca beyinde işlenir.
Bugünlerde insanlar kendi kendilerinden korkuyorlar. Görevlerin en buyugunu unuttular, bir insanın kendine karşı görevini. Elbette yardım etmeyi seviyorlar. Yoksulları doyurup doyurup dilencileri giydiriyorlar. Ama kendi ruhları aç ve açıkta. Bizim soyumuzda cesaret diye bir şey kalmadı. Belki de hiçbir zaman olmamıştı. Ahlakın temelinde toplum korkusu, dinin temelinde Tanrı korkusu yetiyor ve bizi bu iki korku yönlendiriyor.