İnsanın sözlerinin ve hareketlerinin başkalarına hangi ölçüde göründüğünü tam olarak hesaplayabilmesi aslında zordur; kendi önemimizi gözümüzde büyütmek korkusuyla, başkalarının doğumdan ölüme anılarının yayılmak zorunda olduğu alanı büyütüp dev boyutlara getiririz ve konuşmalarımızın, tavırlarımızın ayrıntılarının sohbet ettiğimiz kişilerin nüfus edemediğini, hele hafızada hiç yer etmediğini zannederiz.
En büyük hayaliniz, size hakaret etmiş olan adamı küçük düşürmektir. Ama ülke değiştirir ve bir daha adını bile duymazsanız, düşmanınız sonunda gözünüzdeki bütün önemi kaybedecektir.
Hayatımda ilk kez, zevklerimden ona göre hareket etmem mantıklı olurmuş gibi söz edildiğini duyuyordum; ben o zamana kadar, zevklere karşı gelmeyi görev sanıyordum.
Erdemlerimiz, özgür, değişken, kullanımı daimi şekilde bize ait şeyler değildirler; zihnimizde erdemlerimiz, karşılaştığımızda kendilerini harekete geçirmeyi görev bildiğimiz olaylara öyle sımsıkı bağlanmıştır ki, karşımıza farklı nitelikte bir olay çıktığında gafil avlanır ve bu erdemlerimizi kullanabileceğimizi aklımıza bile getirmeyiz.
İçimde bulunduğu gerçek; somut dünyanın sınırlarından süzülüp başka bir yere girmeye her hal hazır. Bedeni bir odada oturuyor olsa da, o yalnızca kendisinin bildiği, bambaşka bir yerde, başka biri.