Çocukluk döneminde hissedilen duygular kişiliğin en belirleyici yanını oluşturur. Özellikle ilk 6 yaş, kişiliğe ait hislerin oluşmasında oldukça önemlidir. Çünkü bu dönemde zihinsel filtreler yoktur. Çocuk ne yaşıyorsa onu gerçek olarak kabul eder ve hisseder. Örneğin, "Aptal mısın?!" sözünü işiten 5 yaşında bir çocuk, "Ben aptal değilim" diye etkilenebilir, hatta ağlayabilir.
Çünkü bu sözü söyleyenin amacının 'aslında' ne olduğuna, belki bir öfke sırasında söylediğine, belki bir iş yaptırmak amacıyla motivasyon kelimesi olarak kullandığına dair hiçbir sezisi yoktur. Bir başka deyişle, zihinsel savunmalar aktif değildir. Aynı kişiye 15 yaşında "Aptal mısın sen?" dense,
"Sensin aptal" diye direnç gösterir. İkisi arasındaki fark, 15 yaşındaki kişinin
savunma mekanizmalarının belli başlı unsurlarının artık oluşmuş olmasıdır.
O artık bir çocuk gibi etkilenmez. Çocuklukta hissedilen her his, direkt olarak duyguya erişir ve organizma üzerinde etkinlik oluşturur.
Kişinin kendini duymamak ve dinlememek üzere dış dünyada tutunduğu, sürdürdüğü tüm davranışlar oyalanma davranışlarıdır. Bunlar bazen hayatın bir parçası haline gelmiş, faydalı görünen işlerdir.
Birçok kişi duygularının zarara
uğramış yanını sürekli beslemek için aynı duyguyu yaşatacak dizilerin peşinde koşar. Ayrılıklar, kavuşamamalar, hüsranlar, hayal kırıklıkları. Kabadayılık, çeteleşmeler, 'gururlu kimlik' görüntüleri, onurlu duruşlar, fedaice davranışlar, bir misyonu yerine getirmek üzere kendinden vazgeçişler gibi bireyin var
oluşunu değil, bu ağır duygularla kendinden geçişini hazırlayan diziler de aynı işlevi görür. Bu tür yapımların takip edilmesi bozulmuş duygularda yaşanan acıların fiilin, dizi, müzikle devam ettirilmesidir esasında ...