"Musevilerin kötü bir halk olduğu doğru mu?" "Kötü halk yoktur, çocuğum," diye yanıtladı babam. "Yalnızca kötü insanlar ve iyi insanlar vardır." "O zaman Türkler?" "Onlar için de öyledir."
Kalbim değişken duygularla ve belli belirsiz bir gelecek endişesiyle dolu. Çevremde bir nabız gibi atan bu yabancı yaşama hem alabildiğine yakın, hem de öylesine uzağım ki. Binlerce telcik beni anavatanıma bağlıyor; ancak onun yaşamı bir gizem perdesinin ardında. O gizemi er geç aşıp onun gerçek varlığını bütünüyle kavrayabilecek miyim?
Hepimizin üzerini örten ağır bir hüzün vardı. Bu hüzün sanki bizimle birlikte dünyaya gelmiş ve bizimle birlikte büyümekte olan bir ikiz kardeş gibiydi. Onun yoksulluğun bir sürü korkunç yüzünden biri olduğunu çok sonraları anladım ve o günden beri de bu canavarı gömmeye adadım kendimi.
"Gerçekten aşık olduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz o zaman? Sabırsızlık aşkın göstergelerinden biri değil midir? Ve siz kalkmış, bir kızı bekletebileceğinizi söylüyorsunuz bana! inanamıyorum. Ben hep şuna inanmışımdır; aşık bir genç adam randevusunu öyle ateşli bir sabırsızlıkla bekler ki, elinden gelse iradesinin gücüyle saatin kollarını ilerletebilir bile."