Ahmet Alper Yüksel

Ahmet Alper Yüksel
@Iamnotbookworm
Sorgulamayı, araştırmayı ve düşüncelerini paylaşmayı seven bir genç.
Öğrenci
lisans öğrencisi, , hedef PhD
İstanbul
26 Ocak 2004
19 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
Felsefi prensipler ve usturalar
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Alçakgönüllülükte Sheldon Cooper gibi ol!
Dizi/Film
Boycott ve Boykot
19. yüzyılda İrlanda'da tarım işçileri ve kiracılar, toprak sahiplerinden kira indirimleri talep ediyordu. Boycott bu talepleri reddetti ve çiftçileri tahliye etmeye çalıştı. Buna karşılık yerel halk Boycott'a karşı bir tepki hareketi başlattı. Kimse onunla çalışmadı, ona mal satmadı. Böylece Boycott tamamen dışlanarak büyük bir maddi zarara uğratıldı. Bu olay o kadar etkili oldu ki onun adı "topluca dışlama ve protesto" anlamında "boycott" kelimesine dönüştü ve tüm dünyada kullanılmaya başlandı.
1000Kitap
Freud Çoktan Tahtından Oldu!
Freud, şüphesiz tarihin en ünlü düşünürlerinden biri. Hatta onun tüm zamanların en ünlü akademisyeni olduğunu söylersek abartmış olmayız. Kaldı ki kendisi insan doğasına dair ortaya attığı fikirlerle bu ünü fazlasıyla hak ediyor. Freud id, ego, süperego kavramlarından psikanalize; “Oidipus kompleksi” gibi şaşırtıcı fenomenlerden rüyaların yorumlanmasına kadar psikolojiye pek çok sıra dışı katkıda bulundu. Bunların her biri ana akım psikolojiyi etkiledi, yeni terapi ekolleri doğurdu, edebiyat ve felsefe alanlarında sık sık işlendi ve işlenmeye de devam ediyor. Ancak gerçek şu ki Freud ve onun fikirleri, günümüzde modern bilim ve psikolojide eskisi kadar rağbet görmüyor. Hatta ortaya attığı görüşlerin hatırı sayılır bir kısmı çürütüldü. Dahası, bilimsel açıdan test edilebilmesi mümkün olmayan fikirleri oldukça fazla. Gelin, bu yazıda Freud’un teorilerinin geçerliliğini masaya yatıralım. Tabi, bunu mümkün olduğunca onun kemiklerini mezarda sızlatmadan yapalım. Yanlışlanabilirlik İlkesi ve Freud’un Teorilerinin Bilimsellik Sorunu Karl Popper “Bilimsel Araştırmanın Mantığı” adlı kitabında, bilimsel teorileri bilim dışı spekülasyonlardan ayıran temel bir ilke olarak “yanlışlanabilirlik ilkesi”ni öne sürmüştür. Popper’a göre bir teori bilimsel olarak değerlendirilecekse öngörülerinin doğruluğunun sınanabilmesi için test edilebilir hipotezler sunmalı ve potansiyel olarak çürütülebilir olmalıdır. Yani teorinin öngörülerinin yanlış olduğu -ya da olmadığı- gösterilebiliyorsa o teori bilimsel nitelik taşır. Tahmin edebileceğiniz gibi Freud’un teorileri bu ilkeyle uyuşmamaktadır. Onun bilinç dışı süreçler, savunma mekanizmaları ve kişilik gelişiminde cinsellik odaklı dinamikler gibi kavramları doğrudan gözlemlenememekte ve dolayısıyla çürütülememektedir. Örneğin bir bireyin
Psikoloji
Aforizmalar Filozofu: Nietzsche
“Filozoflar özellikle anlaşılmamak için uzun uzun konuşur ve lafı dolandırırlar. Filozofların en büyük korkusu anlaşılmamak değil, anlaşılmaktır.” Nietzsche, “İyinin ve Kötünün Ötesinde” adlı eserinde böyle yazar. Bu bir nevi onun itirafıdır. Evet, Nietzsche’nin üslubunun kendine has bir zorluğu vardır: Sayfalarca anlatılması gereken bir fikri tek bir aforizmayla geçiştirirken birkaç cümleyle ifade edilebilecek fikirleri sayfalarca anlatır. Hiperaktif bir zihni vardır, daldan dala atlar. Sistemlere ve sistematik bir felsefeye karşıdır. Zaten kendisinin de sistematik bir felsefesi yoktur. Sokrates, Kant gibi filozofların aksine argümanlarını temellendirmek için pek çaba sarf etmez. Edebi yönden oldukça güçlü aforizmalar savurmayı tercih eder. Bu durum ortak bir “Nietzsche felsefesi”nden bahsetmeyi zorlaştırır. Biz onun felsefesinden bahsederken aslında yazdığı eserlerde sıkça tekrarlanan konseptler üzerinden ilerleriz. Üst insan, bengi dönüş, amor fati bu konseptlerden bazılarıdır. Gelin, Nietzsche’nin felsefesine kısa bir bakış atalım. Nihilizmin Yükselişi: Tanrı Öldü Nietzsche’nin meşhur “Tanrı öldü” (Gott ist tot) sözü felsefi düşünce tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Bu söz Batı toplumlarının temel değerlerinin çöküşünü, Tanrı inancının zayıflamasını ve bununla birlikte gelen ahlaki ve varoluşsal krizi sembolize ediyordu. “Tanrı öldü”, dini bir ifadeden çok daha fazlasıydı. Yeni bir düşünsel yapının, yeni bir değer sisteminin ihtiyacını ortaya koyan derin bir felsefi anlam taşıyordu. Söz konusu ölüm sadece Tanrı’nın fiziksel olarak var olmadığı anlamına gelmiyor, daha çok modern toplumlarda Tanrı’ya olan inancın ve Tanrı’nın toplumdaki merkezi rolünün son bulduğunu ifade ediyordu. Bu durum Batı düşüncesinde büyük bir boşluk yaratmıştı. İnsanın varoluşu,
Felsefe-Düşünce