İbrahim Bursevi

İbrahim Bursevi
@Ibrahim171
Vaktini senden nefret edenden, nefret ederek geçirme
Başarılı bir şekilde okullaştırılmış insanlar arasında eğitim birlikteliği oluşturmak farklı bir görevdir. Ciddi gazete okuyucuları arasında bile böylesi bir yardıma ihtiyaç duymayanlar azınlığı teş- kil etmektedir. Çoğunluk bir slogan, kelime ya da resim hakkında tartışmak amacıyla bir araya getirilemez ve getirilmemelidir de. Fakat fikir yine aynıdır: Kendi inisyatiflerine göre belirlenmiş ve ta- nımlanmış bir problemi tartışmak amacıyla bir araya gelebilmeli- dirler. Yaratıcı ve araştırıcı öğrenmeyi gerçekleştirmek için aynı terimler ya da problemlerle kafası karışmış partnerlere ihtiyaç vardır. Önemli üniversiteler, programlarında çok sayıda derse yer vererek insanları bir araya getirmede başarısız olmakta ve müfredata, ders yapısına ve bürokrasiye bağımlı olduklarından genellikle başarısızlığa uğramaktadırlar. Üniversitelerin de dâhil olduğu okullarda, ön- ceden belirlenmiş problemlerle, ritüel olarak tanımlanmış oturumlarla ilgilenmek için sınırlı sayıda insanın zaman ve motivasyonu- nu elde etmek üzere pek çok kaynak harcanmaktadır. Okula radikal bir alternatif olarak, aynı sorunla motive edilmiş diğerleriyle kendi sorununu paylaşmak için her bireye eşit şans verecek bir ağ ya da servis oluşturmalıdır.
Sayfa 33
Eğitim
Reklam
Evet, imajinasyon dünyamız pıhtılaşıp dondurulduğu için başkaları ürettikleri şeyleri bize empoze edebiliyor. Gece saat on ikiye bire kadar oturup film seyredebiliyoruz. Modern nörofizyolojik araşturmalar, uyumadan evvel en son seyretmiş olduğumuz görüntülerden dolay, televizyonu kapatmış olsak bile şuuraltmızda o filmin devam ettiğini söylemektedir. Bir bakıma modern insanın rüyaları bile işgal altınd. Birçok insan geliyor, hocam ben bir turlü rüya göremiyorum, manevi rüyalar göremiyorum, diyor. Neden? Çünkù rüyaların bile işgal altında. Rüyalarını işgalden kurtar ki kendi maneviyatın başlasin. Modem insanın problemlerinden biridir bu.
Sayfa 94
İnsan ve Hayat
Semâ, işitme kültürü bu açıdan gerçekten önemlidir. Arif kelâmı önce işitilir; kulaktan içeri girer o nutuk, çünkü arifin kelâmı dölleyici kelâmdır. İçinde enerji taşır. Logos spermaticus, diyor buna Aristo, "Gerçek söz gebe bırakır." Öyle bir kelâm ki kulaktan içeri girdiğinde kalbi döllüyor ve kalbi döllediğinde, "veled-i kalp" yani kalp çocuğu doğuyor. Kalp çocuğu doğduğu zaman, o kişi tekâmül basamaklarında ilerliyor. Arif olmayanların sözleri ise bu kulaktan girip öbür kulaktan çıkan, dölleme gücüne sahip olmayan kelâmlardır. Onların bir tesiri olmaz, silinip, kaybolup giderler. Onun için ârifin kelâmı hakkında, Arifin her bir sözün duymaya insan gerek Sanma ki âlemde hayvan olar anlar bizi diyor Niyazi Misrî bir şiirinde. Arifin sözünü duymaya kulak gerek, dolayısıyla insan gerek, her kulak bunu işitemez.
Tasavvuf ve Din
Tasavvufi eğitimde semâ çok önemlidir. Bugün dahi aşını televizyon seyretmenin çocuklarda imajinasyon zayıflığına sebebiyet verdiği, kimi araştırmacılar tarafından dillendirilmektedir. Çünkü televizyonda herhangi bir bilgi, bir görüntüyle beraber verilmekte ve siz o görüntüyü hazır kalıplar olarak almaktasınız. Annesinden, babasından, dedesinden ya da ninesinden masal dinleyerek büyüyen çocuklarda ise durum farklıdır. Beş-altı yaşında bir çocuğu alın, kulağına bir şeyler söyleyin. Çocuk önce şöyle bir dalar... İşte o dalma noktası çok önemlidir. Çünkü gözünün önünde o an bir film çeviriyordur. Sizin verdiğiniz bilgilerle, kendi hayalini kuruyordur. İmajinasyonu aktif hale gelmiştir. Hem beynini hem de kalbini çalıştırmaya başlamıştır. O kişiden daha sonra sanatçı çıkabiliyor, şair çıkabiliyor, başka yetenekler çıkabiliyor.
"Kulak medeniyeti" idik, “göz uygarlığı” olduk. “Göz, yol göstericidir; kulak yol buldurucudur." diyor Hz. Mevlânâ. Bunun için mi düşünemiyor, "yeni şeyler” söyleyemiyoruz? Semâ yani işitme, tasavvufta gerçekten çok önemli bir husustur. Aslında geleneksel eğitimde işitme çok önemlidir, işitmenin ardından görme gelir. Görme ameliyesi önce kafa gözüyle başlar, ardından tamamen kalp gözü veya bazı geleneklerde üçüncü göz olarak tabir edilen gözün açılmasıyla sürer ki gerçek görme odur. Aksi takdirde, görmek ve bakmak ayrımı olur. Zira her bakan görmez. Bu Kur'ân-ı Kerim'de dahi ifade edilir: "Ey Habibim! Onları sana bakar görüyorsun ama onlar seni görmüyorlar."