Evrenin tüm kapıları, dıştan bakınca açık görünür fakat gerçekte kapalıdır. Âlemin anahtarları insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. İnsana emaneten bırakılan anahtarlardan biri de benlik duygumuzdur ki, tanımlamakta zorlandığımız kapı duvar hakikatleri bir çırpıda açabilecek özelliktedir.
İnsan, ruhu kadar yüce kılınmıştır. Kendi varlığından haberdardır. Dolayısıyla özünü tanıyabildiği oranda, manevi organları arasında bulunan muazzam ilişkiyi de kavramaktadır.
"Şeytan bilir yenileceğini. Her zaman yenildiğini bilir. Ama o, tek başına yenilmeyi sevmez. Başkalarının da kendisi gibi ve kendisiyle birlikte yenilmesinden hoşlanır."
Sezai Karakoç
Simurg, bir masal kuşudur.
Uzun boynunda beyaz bir halka bulunan, safran tüylü, güzel sesli, insana benzer kocaman bir kuş...
Kuşların sultanıdır. Kaf Dağı'nın ardında yaşar.
Efsaneye göre, kuşlar, sultanlarını bulmak üzere toplanıp yola çıkarlar bir gün...
Yol uzun, yolculuk zorludur.
"Aşk Denizi"nden geçerler önce....
"Ayrılık Vadisi"nden uçarlar...
"Hırs Ovası"nı aşıp "Kıskançlık Gölü"ne saparlar... Kuşların kimi Aşk Denizi'ne dalar, kimi Ayrılık Vadinde kopar sürüden...
Kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle... Yolculuk bittiğinde, Kaf Dağı'nın ardına sadece 30 kuş varabilmiştir.
Sultanları Simurg'u bulamazlar orada... Sonunda sırrı sözcükler çözer:
Farsça "si", "30" demektir. murg" ise "kuş"...
"30 kuş", anlar ki aradıkları sultan kendileridir. Ve gerçek yolculuk kendine yapılan seyahattir.
"Felsefe Taşı"nın peşindeki Harry Potter'a benzeyen 16 yaşındaki Umut'un, Avustralya yerlileriyle tanışmak ve onlarla özgürlüğü yaşamak üzere evinden kaçtığını okuyunca, "Inşallah gidip hayal kırıklığına uğramaz" demiştim.
Bazılarına cennet görünen yer, başkalarının cehennemi olabiliyor.
Tanışsak, Umut'a Avustralya'ya gittiğimde gördüğüm Aborjinlerden dinlediğim yürek yakan öyküleri anlatmak isterdim.
"Beyaz Adam"ın, yerlilerin çocuklarını nasıl evlerinden kaçırıp manastırlarda dilinden, kültüründen kopararak hizmetçi olarak yetiştirdiğini...yüzbinlerce öksüz Aborjin'in bugün hala gerçek ana babalarını tanımadığını, tanısa da onlarla kendi dilinde söyleşemediğini, bu yüzden de yerli dilin neredeyse ta mamen yok olduğunu...
Iki yüz yıllık bu asimilasyondan arta kalanlara bugün "kayıp kuşak" denildiğini...
Umut'un cennet umudunu kırmadan izaha çalışırdım. Sonra, başka bir öykü anlatmak isterdim ona... Iran mitolojisinin ünlü "Simurg efsanesi"ni...