Aa

Gel zaman git zaman köy bu duruma alıştı. Olup biten her şey gibi bunu da olağan karşılamaya başladılar. Zaten köyleri, derinlere dalıp çıkardıkları süngerler gibiydi. Acıyı da üzüntüyü de sevinci de felaketi de içine çeker, sindirir, hayatına devam ederlerdi. En garip olayı bile "Tabii" diye anlatırlardı. Tabii o da öldürmüş karıyı, dam çökünce altında kalıp ölmüş tabii, oğlan da kızı kaçırmış tabii. Bu "tabii"lerin, her olayı doğal görmelerin sonu gelmezdi. Hiçbir şey hayret verici değildi, her şey doğaldı.
Sayfa 98·Kitabı okudu
Reklam
Sonra, amca bana çok ciddi bir yüz ifadesiyle, “Fabrıgayı gapadacaklaa mı şindik” diye sordu... “Bilmiyorum... dedim... “Gapadacaklaamış, öyle yazya sizin gastalaa... Gapadulaa tabi, bacaları gotlerine batya zaar” dedi, göbeğini hoplatarak kendi kendine güldü... Devam etti: “30 sene hizmetim vaa benim fabrıgaya... Bulladaki herkeş fabrıgacı... Şimdik zarar edyamuş... Kendileri deyalaa... Atatürk’ten beri demür eridya bu fabrıga... Seçimleede açıp gapısını adam dolduruyolaa... Sonra biyol işten atyaalaa, sonra bi daha alyalaa... Şindi şindi 50 yıl soora ‘zararda, ziyanda’ deyalaa... Sankilim bu memlekatın dört yanı mamur da bi bizim fabrıga, bi de Zonguldak’daki ocaklaa ziyanda... Yıllarınan ter döktük biz bu memleketa, ziyandaysa kendileri ettilee... Biz etmedik, insan ekmek yidiği yeri pislee mi... Şimdi gapayıp yollara salıvee on bin dene insanı... Sittirsinlee... Git yaz bunu gastana...”
Sıdıka ile Röportaj
– Sevgili Sıdıka, bir mizah kahramanı olmak sizce nasıl bir duygu? – Çok tuhaf bişiy kız... Resmen kendimi Şempanze B gibi hissediyorum bazen... Niye diyceksin... Siz daha iyi biliyosunuz, kitabı bile var, “Kahramanlar Hep Erkek”... Mizah dünyası için de aynı şey geçerli... Kız mizah kahramanı yok denicek kadar az... İkinci dereceden roller var tabi... Temel Reis’in Safinaz’ı; Basri’nin Fatoş’u; Mithat’la Mirsat’ın Nükhet’i gibi... Bir diğer tuhaflık da, yazarımın erkek olması... Belki de o yüzden öykülerimin sonunda hep dayak yiyorumdur... Ara sıra düşünmedim diil... Yazarları erkek olmasaydı, belki Asiye finalde kurtulurdu; Çalıkuşu Feride, bugün milli eğitim bakanı filan olurdu... Yalan mı konuşuyorum anacım, nerden bilicez? Kalem o çocuğun elinde, istemese beni dövdürtmez, ben abimle babamı döverim... Yazarımın Eray diye bi tipi daha var başka köşede yazıyo... Dikkat et bak, o herif de hep birilerini döver... Yazar diil, Erol Taş’ın, eline şişe kırığı yerine kalem geçirmiş hali...
Sayfa 82·Kitabı okudu
"Sınırlar ülkeleri birbirinden ayırabilir ama kederleri ayıramaz. Dünyanın neresinde hangi kültür içinde yaşıyor olursa olsun, insanın dertleri benzerdir. Şair, 'Kederlerde bütün yüzler birleşir' derken bu ortak paydayı kastediyor olmalıdır. Bazı insanlar zengin bazıları fakirdir; kimileri hasta kimileri sağlıklıdır; bilgili insanlar da vardır cahiller de; ancak bir kedere sahip olmayan tek kişi bile yoktur. Evet, kederler ve teselliler evrenseldir, insanlığın müşterek malı ve meselesir. Bu yüzden bütün insanları kaynaştıracak, kardeşliği hatırlatacak dünyadaki çatışmaları dindirecek olan sırlı güç; keder, musibet teselli kavramlarında aranmalıdır."
Sayfa 11
Aşk ve hayatı pek çok sevmekten, Umuttan ve korkudan azadeyiz artık. Şükür olsun meçhul Tanrılara ki Hiçbir hayat sonsuz değil; Ölüler hiç dirilmiyor; En yorgun nehir bile sonunda, Güvenle denize dökülüyor.
Reklam