Koyu bir ekmek kokusu çalıyor, serçeler cıvıldaşarak ötüşüyorlardı. Onları mutlu eden bir kokuydu bu. Remzi çok görmüştü: Ne zaman ekmek kokusu olsa, pencerele re, yakın dallara, gideklere üşüşürlerdi. Bir kısmı tomuşurken, bir kısmı da ürkek çırpınışlarıyla yerlerinde duramazlardı. Serçeler yoksul kuşlardı. Obür kuşlar gibi gösterişli tüyleri yoktu ve iklime göre ülke değiştirmiyorlardı. Kirli, bozuk kahverengi, dumanlı boz tüyleriyle yaz olsun, kış olsun buralarda sürter dururlardı.
Kırmızı bir karanfil karanlığın içinde ışıklanıyor, yelin esintileriyle salınıyor, büyüyor, düşüncelerine sığmaz oluyordu. Bu, eski bir karanfildi; yumuşak toprak evciklerin yanı sıra düşünülen bir umut çiçeğiydi. O, eski bir Emine'nin yüzüydü, gözleriydi karanfil. O, eski bir türkünün, andıkça hüzün veren bir çağın karanfiliydi. Saksılarda karanfil, umutlarda karanfil, acılarda bir karanfil.