Orada toprak patlamıştı. İçi görünüyordu. Kanlı bir yaraya benziyordu. İçine kazıklar sokulmuştu. Onların üzerine uzanan direkler yatırılmıştı ve tekrar uzun direkler dikilmişti. Onların üstünde de kalas vardı, ortasından ip sarkıyordu. Bütün kısa ve uzun ağaçlar, çalılar, havada biriken Kuşlar böyle bir şeyi ilk defa görüyorlardı.
Aylardır beklediği telefon ertesi gün gelmese, karısını düşünecek biraz daha zamanı olsa, kendini tümüyle ait hissettiği dışarıdaki hayat onu acele kendine çağırmasaydı, her şeyi düzeltebilirdi. Ama Zeki’nin teklifi bu korkunç benzerliği hemen unutturdu.