“Kendi zamanını başarıyla yansıtan fakat zamansızlaşamayan bir kitap”
2000’li yılların ruhunu derinden hissettiren bir eser. Yazı dili, kullanılan özlü sözler, hayatın akışı ve karakterlerin duygularını yansıtma biçimleriyle okuru yirmi yıl öncesine götürüyor adeta.
Genel izlenimim şu, kendi zamanını başarıyla yansıtan fakat zamansızlaşamayan bir kitap. Bunun nedeni yazarın, insanın hallerini aktarırken yüzeysel gözlemlerden beslenmesi ya da kişisel penceresini fazlasıyla odağa almış olması. Bu fikirlerimin yanı sıra kitabın genel yapısı ise oldukça hoş. Birden çok kısa hikâyeden oluşan eser, insana dair halleri farklı yönleriyle sunuyor. Başlık, hikâye başındaki sözler ve hikâye sonundaki şiirler bir bütünlük oluşturuyor.
“Altı dokuzluk hayatlar!”
Aynı gezegen üzerinde birbirine zıt hayatlar yaşayabilme ihtimali…
Kitabın kapağı da bu çıkarımımı doğrular nitelikte. Kitabı okurken en keyif aldığım kısımlar; sayfanın sağ üst köşesine yerleştirilmiş derinlikli cümleler ve hikâye sonundaki şiirler oldu. Çünkü bu eklemeler, anlatılanları edebi açıdan daha da pekiştiriyor. Hikâyeler yalın bir dille aktarılırken, hikâye başındaki sözler daha kapalı bir anlatıma sahip. Onlar üzerinden çıkarım yapmaya çalışmak benim için oldukça keyifliydi.
Eskiye özlem duyan, 2000’li yılların rüzgârına kapılmak isteyenlere bu kitabı tavsiye edebilirim. Zaman içinde ahlak normlarımızın, doğru-yanlış algılarımızın ve duygularımızın ne denli değişip değişmediğini bu hikâyeler üzerinden görmek, hayata farklı bir pencereden bakmamızı sağlayabilir.