“Bu resme önem vermemin nedeni: Gençliğin, hoşgörüsüyle örtüşen iyi niyetinin henüz aşınmamış olmasından gelen saflığına olan özlem mi, yoksa o saflığı hiç sevmeyen bir sonraki dönemin hayat tarzına küskünlüğüm mü, onu da bilemiyorum.”
Kim bilir, belki de ellerimizle yediğimiz içindir. Bütün bir hayatı, dokunduklarımızın tamamını, birbirimizin dokunduklarını da yiyoruz ekmeğimizle beraber. Belki çocuklar böylece aşılanıyorlar bu hayata. Savaşı, büyüklerin ellerinden yemeye başlıyorlar. Kalaşnikofları, kum torbalarını, haşhaşı ve korkunun terini. Ellerden ekmeklere, ekmeklerden çocuklara, çocuklardan komandolara doğru akıp duruyor bir aşı.
Dilini bilmediği bir yerde ağlamak fenadır. Çünkü seni, senin dilinde susturacak kimse yoktur. Böyle ağlayınca da kendisininkinden başka bir dilde susturulamaz insan.
Başkalarının konuşmalarını sadece kendi övünmelerinin senfonisi içinde ikinci bir keman olarak kabul edebilirler. Belki de bu kendi sınıflarının verdiği eğitimle ilgilidir. Biz hepimiz (aristokratlar) dünyanın merkezinde, kainatın başlangıcındaymışız gibi yetiştirildik.
Ezelden beri imtiyazlıydılar. Hepsi soluk almak, gelişmek, beslenmek ve dünyayla ilişki kurabilmek için bir kadının karnından gelmelerine ve ona bağımlı olmalarına rağmen daha sonradan kadınları boyundurukları altına alıp (acıyla desteklenmiş bacaklarından) onlara yaşamı armağan eden kadınların güçlerini zorla ellerinden almak için bu bağımlılığa karşı alışılmadık bir vahşilikle isyan ediyorlardı.