Kitap olmuşlara ve olabileceklere dair bir yakarış olarak Osman’a yazılan mektup havasında başlasa da ilerledikçe aslında yazarın gelgitlerini paylaştığı bir monoloğa dönüştüğünü fark ediyorsunuz. Ayrılık gibi hissettirmesi zor bir konuyu son derece yormayan bir dil kullanarak çok naif bir şekilde aktarmış. Sayfa sayısının da az olması sebebiyle çabucak okunabilecek bir kitap.
Geçen gece bütün vidalarımı itinayla söküp kendimi açtım. Anatomik olarak kimseden bir farkım yokmuş, ben de insanmışım. Bunu görmek büyük bir hayal kırıklığı yaşamama neden oldu, ben ayrılmak istiyorum Osman. Zaten sonrasıda da bir türlü toparlanamadım. Hani konuşmuştuk ya, insan vücudu tatile giderken ne bulursan tıkıştırdığın bir bavul gibi. Bir kere açtıysan bir daha katiyen aynı şeyleri içine sığdıramıyorsun. İşte benim de kendimi söküp takmaya çalıştığım o gece, bütün organlarımı hatırladığım kadarıyla yerlerine yerleştirdikten sonra bir parçam dışarıda kaldı. Anlayacağın, bir süredir beynimi dandik bir pazar poşetinde taşıyorum. Eksik kadroyla iyi bir mücadele sergileyemiyorum, ben ayrılmak istiyorum Osman.
Yaşamda öyle anlar vardır ki, o zamana dek yaşadıklarınızı bir evcilikten, basit bir oyundan, şımarıklıktan ibaret kılar. Savaş ya da doğal felaketler gibi. Bir gazete kesiğinde ya da böyle bir mektupta es geçtiğiniz anlamlar suratınıza çarpıverir, teninizi deler, kanatır. Geçmişte ne suç işlediğinizi, neyin bedelini ödediğinizi düşünmek boşunadır. Çünkü insan geçmişinin
değil, geleceğinin bedelini ödüyor. Hak ettiğim nasıl bir gelecek? Bugün hangi geleceğin hesabını veriyorum? Bu sorular insanı sürekli bir "şimdi"nin içinde tutuyor.