Amcalarım haftada bir vakıf toplantısında rahatlatıyorlar vicdanlarını. Dernek faaliyetlerini kurumlanarak anlatıyorlar. Ve ekşimiş sohbetleri... Ve kekre toplantıları... Ve tabi Filistin için mayhoş yardım kampanyaları... Başörtülü yengeler kermeslerde yaş pastaların kremasıyla sarıyorlar Gazzeli çocukların yaralarını... Ben Hamza... Yirmi bir yaşındayım. Kova kova acı çekiyorum keder kuyularından. Sizin bundan haberiniz var mı?
Modern insanın elleri ayakları zincirli değil; fakat beyni ve kalbi kilitli. Sırtında değil; ama ruhunda kırbaçlar. Köle pazarlarındaki gibi efendileri yok; ama görünmez sahipleri, soyut efendileri var...
İsanlar hep meşgul. Bu ne demek? Şu demek: Modernizm bir işgal biçimidir: meşgul ederek işgal eder insanı. Düşünmesine fırsat bırakmaz. Kendine gelmesine izin vermez. Çünkü modernizm, insanın düşünmesini istemez; sadece itaat etmesini ister.
Yani ben emperyalistlerin yerinde olsam, müslümanların şadırvanlarda değil kafelerde buluşmalarını isterdim; sohbetlere değil açıkoturumlara katılmalarını hutbe değil konferans dinlemelerini isterdim. Üstadlara değil uzmanlara danışmalarını isterdim. Rızık yerine kazanç peşinde koşmalarını; ekmeğin bereketini unutup kalorisiyle uğraşmalarımı isterdim. Budur işte kendi kelimelerini unutmak.