Varlığımı "kaderdir" diye biten hiçbir cümleye teslim etmemeye kararlıydım. Coğrafya taştan bir heykel için kaderdi. Coğrafya, köklerinin toprağa salmış, başka bir yere hareket etme şansı olmayan ağaç için kaderdi. Kaderini "coğrafya kaderdir" cümlesine teslim edenler için kaderdi, hatta bazen kederdi. İnsan, bedenini bulunduğu coğrafyadan başka yerlere taşıyarak yaşamını değiştirmeyi seçebilirdi. Taş değildi, ağaç değildi, rüzgarın savurduğu cansız, başıboş bir yaprak değildi. Seçebilirdi.
Biri gelip bizi tezgahtan alana kadar, bir manavın önlüğüne süre süre parlattığı elmalar gibi cilalayıp duruyoruz kendimizi. İlk ısırıktan sonra, ısırılan yerlerimizden kararmaya başlıyoruz ama.