Rüya uykusu sırasında ise beyin normal girdilerden yalıtıldığı için, içeride gerçekleşen etkinleşmeler, korteksin uyarımında devreye giren tek kaynaktır. Bu içsel etkinlik, uyanıkken de hayal gücünün ve sanrıların (halüsinasyon) temelini oluşturur.
Endorfin diye bir mutluluk hormonumuz var bizim. Bu hormon sevdiğimiz, âşık olduğumuz zaman bizim acı eşiğimizi arttırıyor. Yani acıya daha dayanıklı hale geliyoruz. Bir şeyi çok sevdiğimizde, çok istediğimizde ona giden yollara katlanmayı da bu hormon salgılıyor. Hani bir sınav vardır, yıllarca çalışman gerekiyordur ama hedefin için çalışırsın ve bundan hiç gocunmazsın; hani para kazanman gerekiyordur, bir şeyler alacaksındır ve o işe -istemesen bile katlanırsın; sevdiğin, aşık olduğun birinin nazını, cilvesini, tüm kusurlarını, ona giden yolların zorluğunu çekersin ya işte buna yarıyor bu hormon ve bu hormon olmadığında, salgılanmadığında da bir şeyleri yapmak zor geliyor. Hedef yok, istek yok, sevgi yok, geçen bir zaman ve yorulan insan var.
İnsan sevmediği şeye ne kadar dayanabilir? İnsan hedefsiz bir yolda ne kadar ilerleyebilir? İnsan istemediği bir şeyi ne kadar sürükleyebilir?
Hedefin olmadan yola çıkma derler ya hani, önce hedef belirle sonra zaten devam edersin, evet edersin -yolda kaybolmak istiyorsan orası ayrı. Sevdiğin işe gir derler ya hani oradaki tek mesaj "sevdiğin için yap" değildir, para bir motivasyon kaynağıdır, büyük bir motivasyon kaynağıdır evet ama endorfin çalışıyor değildir. Sevdiğin işi yap ki ne kadar zor olursa olsun dayanırsın. Kör olursun demiyorum dikkat.
Ben kaybettim hedefimi, sevgimi. Sürükleniyorum birkaç senedir. Bunun için psikolojik tedaviye bile gittim ama yok. Kendimi felsefeye verdim, varoluş amacımı bulayım dedim, yine yok. "Ne istiyorsun?" diye sordum kendime defalarca, "bilmiyorum"dan başka cevap alamadım. Bilmiyorum demek zordur çoğu insan için, genelde herkes her şeyi bilir ama ben o kadar bilmiyorum diyorum ki artık bir şey biliyor muyum onu da bilmiyorum. Sürekli kısa süreli hedefler koyuyorum, oraya ulaşmaya
Endorfin diye bir mutluluk hormonumuz var bizim. Bu hormon sevdiğimiz, âşık olduğumuz zaman bizim acı eşiğimizi arttırıyor. Yani acıya daha dayanıklı hale geliyoruz. Bir şeyi çok sevdiğimizde, çok istediğimizde ona giden yollara katlanmayı da bu hormon salgılıyor. Hani bir sınav vardır, yıllarca çalışman gerekiyordur ama hedefin için çalışırsın ve bundan hiç gocunmazsın; hani para kazanman gerekiyordur, bir şeyler alacaksındır ve o işe -istemesen bile katlanırsın; sevdiğin, aşık olduğun birinin nazını, cilvesini, tüm kusurlarını, ona giden yolların zorluğunu çekersin ya işte buna yarıyor bu hormon ve bu hormon olmadığında, salgılanmadığında da bir şeyleri yapmak zor geliyor. Hedef yok, istek yok, sevgi yok, geçen bir zaman ve yorulan insan var.
İnsan sevmediği şeye ne kadar dayanabilir? İnsan hedefsiz bir yolda ne kadar ilerleyebilir? İnsan istemediği bir şeyi ne kadar sürükleyebilir?
Hedefin olmadan yola çıkma derler ya hani, önce hedef belirle sonra zaten devam edersin, evet edersin -yolda kaybolmak istiyorsan orası ayrı. Sevdiğin işe gir derler ya hani oradaki tek mesaj "sevdiğin için yap" değildir, para bir motivasyon kaynağıdır, büyük bir motivasyon kaynağıdır evet ama endorfin çalışıyor değildir. Sevdiğin işi yap ki ne kadar zor olursa olsun dayanırsın. Kör olursun demiyorum dikkat.
Ben kaybettim hedefimi, sevgimi. Sürükleniyorum birkaç senedir. Bunun için psikolojik tedaviye bile gittim ama yok. Kendimi felsefeye verdim, varoluş amacımı bulayım dedim, yine yok. "Ne istiyorsun?" diye sordum kendime defalarca, "bilmiyorum"dan başka cevap alamadım. Bilmiyorum demek zordur çoğu insan için, genelde herkes her şeyi bilir ama ben o kadar bilmiyorum diyorum ki artık bir şey biliyor muyum onu da bilmiyorum. Sürekli kısa süreli hedefler koyuyorum, oraya ulaşmaya
önceden bana ''umudunu yitirme..'' diyenlere içimden, ''he he tamam..'' diyordum, bundan sonra bana umudunu yitirme diyenlere uygun bir dil ile ''ya bi' s.ktir git..'' diyeceğim..
iğne ucu kadar umut ışığı yok ülkede.. bi' şekilde yaşayıp bi' şekilde öleceğiz.. sonuna kadar karanlığa karşı ışığımızı koruyacağız, sonra karanlık galip gelecek.. kendi ışıklarımızın birleşeceğine, yolumuzu aydınlatacağına falan hiç inanasım gelmiyor artık..