Bir sürüngenin midesinde hayatı sona erdi. Bazen kendimi tutamayıp gülüyorum. Ne de olsa hakikaten gülünesi bir ölüm. İnsan yeryüzünün diğer sakinlerini yiyecek olarak görüp, onları kendinden makul gıda kaynakları olarak kabul etmeye; yenilebilir her şeyi sindiriminin hizmetine sunmaya, yiyeceğine baharatlar ekleyip yutulmasını kolaylaştırmaya, birbirine yakışan tatları karıştırarak lezzet katıp ikram etmeye, basit bir öğünü süsleyip püsleyip törenselleştiren adetler geliştirmeye, gayet doğal bir bedensel işlev olan yeme eylemini adeta bir karnavala dönüştürmeye o kadar alışıyor ki başkalarını yiyen bir varlık olan insanın bizzat kendisinin mideye indirilmesi müthiş komik bir hal alıyor.
Bu kitabı okumayı vazife edinmişlerin okuduklarını inanılır bulması bana çok cazip geliyor. Okurun olayları oturduğum yerde uydurduğumu düşünmesinden hoşlanmıyorum. Her ne kadar bu doğru olsa da... Uyduruyorum. Hepsini.
Yaşamın özünde haksızlık olduğundan, çarpıklıkların sonunun gelmeyeceğinden, evrenin yavaş yavaş genişlemesi gibi, çok önceden belirlenmiş bir tempoyla bu çarpıklıkların da her an büyüdüğünden, daha da çarpıklaştığından derin bir şüphe duymaktadır Maj Britt.