Nurettin Topçu'nun bu kitabına kafayı fena halde takmış durumdayım. Konu her ne olursa olsun bir şeyi takıntı haline getirdiysem uykusuz, aç, yorgun olmamın hiçbir önemi olmaz. Saatlerimi o takıldığım şeyi düşünmekle geçiririm. Ismet Özel ile parelel gittiğim Nurettin Topçu okumalarına "Islam ve Insan, Mevlana ve Tasavvuf" kitabından başlamıştım. Fakat bu kitaba geldiğimde bazı cümleleri evin içinde bağıra bağıra okudum. Durdum düşündüm, tekrar okudum. Güldüm, düşündüm aynı cümleleri tekrar okudum. Kendi kendime konuştum, açıklamalar çözümlemeler yaptım. Neden güldüğüme gelince, cümlelerin bakış açıma taktığı gözlüklerin görüntüsü beni heyecanlandırdı.
"Her hür hareket, bir isyandır."
Sayıklar bir dille bu cümleyi kaç defa tekrarladığımı sayamadım. Bu incelemeyi de aklımdakileri sıraya koymak kolay olsun diye yazmaya başladım. Zira bu kitap hakkında defter sayfalarım çözülemeler yapmakla dolacaktır.
Kitabın başında Spinoza'nın hürriyet tanımını işledi. Sonra Spinoza'nın fikrine uymadığı yerleri tenkit etti. Mesela, insanın davranışlarının önceden belirlendiğini iddia eden Spinoza'ya bu mantıkla bakarsak insan hür müdür? sorusunu sordu.
Sonra sezgicilik akımı dediğimizde aklımıza gelen isim, Bergson'un hürriyet tanımını işledi. Onun da fikrine uymadığı noktaları tenkit etti. Bergson'a göre insanin fiili var, faili yok, ortaya çıkan iş var fakat yaratıcısı yoktu. Nurettin Topçu ikisinin de determinist bakışını reddederek insanın Allahsız, Allahın insansız bir fiil meydana getirmediğini ifade etti. Insan kendi fiilerini meydana getiremezse ona hür diyemeyiz. Böylece ona hareket ediyor da diyemeyiz. Çünkü her hareket isyandır. Söz gelimi aynı fiili yapan iki insandan biri, sırf telkin edildi diye bir iş yapıyorsa bu bir isyan değildir haliyle hareket değildir. Tersi
Yazarın, olmamış olsa da olabilecek olan üzerinde değil, olmuş olsa da olamayacak olan hakkında sebepsiz açıklamalarda bulunmak üzere karmaşık anlatı akışını hiç uyarısız terk etmesi başka nasıl açıklanabilir.