Kitap, Juliet'in 2. Dünya Savaşı döneminde yaşadıkları ile kardeşinin torunu olan Caroline'ın 11 Eylül saldırısı döneminde yaşadığı ailevi krizleri arasında gidip geliyor. İki dönem arasında çok güzel bir köprü olmuş. Juliet'in yani Lettie teyzenin yaşadıkları çok derin, çok zor ve sahici. Ama yaşadıklarının onunla birlikte sır olup gitmemesi, Caroline'ın anılara ulaşması ve geçmişe ışık tutması ile hikayeye ulaşıyoruz. Anlatım da şahane. Ancak o dönemin Yahudi katliamını okurken yani Yahudilerin yaşadığı acı olaylara üzülürken, şuanda bu topluluğun torunlarının Gazze'de soykırım yapanların ta kendisi olması en çarpıcı ve acı olan kısmı bence. Özetle, özellikle okumaya ara verdiğiniz dönemde başladığınızda elinizden düşürmeden okuyup bitirebileceğiniz harika bir hikayesi var. Kitapta dediği gibi "ancak okumaya değen hikayeler mutlu sonla biter."
Dünya klasiklerine o kadar uzun bir ara vermişim ki duyguların uzun uzadıya yazılmış olmasına sıkılarak başladım. Ancak bir süre sonra anladım ki dijital çağın bir dezavantajı olarak okuduğumdan aldığım zevki de kaybediyormuşum. Neyse ki anlayabildim ve şevkle geri döndüm.
Roman 1800lerin İngilteresinde, kızlarını da zengin koca ile evlendirme telaşında Mrs Bennet, karısıyla zıt bir kutupta yaşayan zeki ve iyi niyetli ancak daha çok alaycı mizah anlayışıyla akıllarda kalan Mr Bennet ve 5 kızlarının yaşantısını anlatıyor. 1 numarada daha çok saf diyebileceğimiz iyi niyetli güzel kız Jane, 2 numarada esas kızımız olan zeki ve güzel ancak analiz yeteneği zannettiği kadar güçlü olmayan Elizabeth var. Diğer kardeşler ise biri aklı beş karış havada şımarık Lydia, diğeri onun gölgesnde kalan Kitty ve daha sakin ama daha akıllı olmayan Mary.
Kitapta Jane ve Mr Bingley aşkı daha çok dillendirildiyse de asıl mesele Elizabeth ve Mr Darcy arasındaki aşkın süreci ki bu aşk hakkında spoiler vermeyeceğim. Jane Austen'in usta kalemi kitabın başında nefret ettiğimiz Mr Darcy'ye kitabın sonunda hayranlık duymamızı sağlıyor. Süreç ince ince işlenmiş, aşk insana nasıl iyi gelebilir hangi yanlarımızı törpüleyebilir onu görüyorsunuz. Ayrıca kitaptaki ince esprilerin İngiliz edebiyatı ile dansı okunmaya değer.
Şimdi sırada filmini izlemek var. Bu ikili kombini yakalayacak bi eser olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum.
İlgililerine iyi okumalar diliyorum.
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,8bin okunma
Sabahattin Ali’nin okuduğum ilk kitabı. Romanda bir baltaya sap olamamış Ömer’in başta anlam arayışı gibi görünen ama aslında boş bir buhran içinde geçen günlerini okuyorsunuz. Macide’nin aslında romanda en düzgün karakterlerin ikisinden biri olması ama Ömer’e aşık olmasından ve daha da önemli olarak sahipsiz ve bakıma muhtaç durumda olmasından üzüntü duyuyorsunuz. Macidenin hayatı maalesef bir kadının kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceği bir hayat İçin bile yine birilerine muhtaç olduğunu gösteriyor. O dönemin şartları bunu gerektiriyordu. Macide tüm haklılığına rağmen valizini toplayıp kapıdan çıkarken gidecek hiçbir yerinin olmaması önemli bir gerçekliği yansıtıyor. Evet eserde kahramanımız Ömer ama ben Macideye daha fazla odaklandım. Ne yapabilirdi, nasıl davranabilirdi diye. Yazarımız öyle gerçekçi yansıtmış ki çoğu zaman ben de o çaresizliğe düştüm Macideyle birlikte. Aydın görünen kesimin içindeki çürümüşlüğü de çok güzel anlatmış. Macide Ömer’in o yarı münevver (bile olmayan) çevresini gördüğünde anlamsız bir saygı duyuyor ama zamanla o da uyanıyor ne kadar boş ve anlamsız, kibirli tartışmalar olduğunu anlıyor. Bedri de çok güzel bir karakter, arada ‘sahi normal neydi?’ diye düşündüğünüzde ben burdayım diyor :) Romanda o kadar boş bir arayış ve tembellik hakim ki hemen çalışmak, sebat etmek, azim göstermek isteği uyandırdı bende bu satırlar. Sabahattin Ali bu romandaki karakterlerle aslında gerçek hayattan tanınır kişileri resmetmek istemiş ama o kısmına hakim olmadığım için yorum yapamayacağım, H. Nihal Atsız’ın karşılık olarak kaleme aldığı İçimizdeki Şeytanlar eserini de bir arada okumak istiyorum, notlarıma aldım. Ama o karşılıklı atışmalar ve benzetmeler, günümüzün basit gündemi ile kıyaslandığında çok anlamlı geliyor. Bu kitaptan hemen sonra Kuyucaklı
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
Kuyucaklı Yusuf Ege’de geçen öksüz ve yetim kalan Yusuf’un hikayesi. Sabahattin Ali’nin toplumcu gerçekçilik akımı ile kaleme aldığı eserde yüze çarpan taşranın o sert tokadını kahramanla beraber siz de yiyorsunuz. Herşeyin müspet olduğu bir ortamda, sevdiği kızın da onu sevdiği, ailenin rızasının olduğu bir durumda, aile olduktan sonra da insanı sevdiğinden koparabilirler mi? Yusuf’u kopardılar. Ben de yumruğumu sıka sıka okudum tüm bu olanları. Kitapta Sabahattin Ali’nin ana karakterlerinde bulunan o anlam arayışı ve iç hesaplaşmalar var. Toplumun gerçek yüzüne, memuriyetin içindeki boşluğa, devletin sözde yetki verdiği makamların nasıl klişeler altında ezildiğini, ezilmemek için direnenlerin ise o dirençlerinin ne denli sert kırıldığını görerek o çaresizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bunun yanında tertemiz ve acı bir aşk hikayesi var. Acı sonları sevmiyorum ama Sabahattin Ali öyle özenli kaleme almış ki hissettikleriniz bu derin üzüntüye bile değiyor. Kitaptan sonra filmini de izledim. 1985 yapımı olan film bir okur için çok tatmin etmiyor tabi ama yine de o dönemin şartları için başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Salahattin bey, Yusuf ve Muazzez karakterleri güzel canlandırılmış. Kitap tabi ki daha derin ve filmden çok daha hisli. İçimizdeki Şeytan’dan sonra bu romanı okudum. Bir yandan seviniyorum bir yandan da genç yaşta ölen Sabahattin Ali’nin kitapları bitecek diye üzülüyorum. Ama kendimi yavaşlatamadan devam edeceğim sanırım. Yazarımızın kalemine sağlık diyor, karşısında önümü ilikliyorum :)
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,6bin okunma
Berlin cinayet masası başkomiserinin İzmir Bergama Antik Kentine ve mitolojisine dayanan bir cinayet silsilesini çözmesini anlatıyor. Yunan mitolojisi ile kriminal bir vakayı iç içe bu kadar güzel kullanması Ahmet Ümit’in ustalığını gösteriyor. Ara verdiğim okumalarıma yeniden dönmek için isabetli bir karar olması beni mutlu etti. Bebeğimle ilgilenirken bile elimden düşüremediğim çok akıcı bir eser. Anne oğul iki kişi okuduk desem yalan olmaz :) Kesinlikle öneririm.