Okuma işinin akıl dışı işleyen bir tarafı vardır. Bir metni okumadan onu sevip sevmeyeceğimizi tahmin edebiliriz. Kitabı koklar, içimize çekeriz ve zamanımızı onunla geçirmeye deyip değmeyeceğini kendimize sorarız. Bir sayfanın üzerine çizili izlerin beynimize işleyen gizli simyasıdır bu. Bir kitap canlı bir varlıktır insanları daha görür görmez onlarla dost olup olamayacağınızı önceden bilirsiniz.

Gerçeklerden kaçmayı, dünyamızı aldatmayı, erdem kisvesinin altına gizlenmeyi, devekuşunu oynamayı, mazeretler ve bahaneler uydurmayı, ayak sürümeyi, geri çekilmeyi deneyebiliriz ama gelecek bizim mesafeye karşı direncimize, mutluluksa ödleklik yetimize bağlıdır. Gerçek, bir bumerang gibi hızla geri gelir. Kaçmaktan pes ettiğinizde uçurumun kenarına gelmişsinizdir. Eğer aşağı atlamayacaksanız hesabı nakit ödeyeceksinizdır.
Kimi kitapların çok erken yaşta okunması yasaklanmalıdır. Okurken anlamadan geçip gideriz. Filmler de böyledir. Kimilerinin üzerine bir etiket konması gerekir: Yeterince yaşamadan önce izlenmeyecek ya da okunmayacak.