Kitabı okumam gerçekten çok uzun zaman aldı. Bu durum kısmen benden kaynaklı olsa da tek solukta okunacak bir kitap olduğunu söylemek zor. Yani Türkçe çevirisine bile bu kadar kelime eklenmişse orijinal metni hayal edemiyorum. Fakat edebi açıdan çok dolu. Bunun yanısıra insanın kendini ve içinde bulunduğu siyasi toplumu sorgulamasına sebep oluyor. 1984’ün distöpik dünyası çok ileri bir boyutta olmasına rağmen “ben de aynı durumun içinde olabilir miyim” sorusunu sormadan edemedim. Bu kadar yok olmuş, düşünmeyi ve sorgulamayı bırakmış olduğumuza inanmamakla beraber, mevcut düşünce tembelliğinin de değişeceğine dair umutlarım var. (Umarım içinde bulunduğum duruma körlüğümden kaynaklanmıyordur bu durum) Tabi her şey insanın kendi fikrinde başlar. Bunu hatırlamak, düşünmeyi unutmamak en önemlisi.
Ferit Edgü, bir sanrıyı anlatıyor bize. Bir hayalin içine çekiyor sizi. Yaşanan olayların gerçek mi düş mü olduğuna siz de karar veremiyorsunuz. Zaman Ferit Edgünün zihinini bulandırıyor. Okuyucu da Ferit Edgünün sanrısını yaşıyor. Ama onun varoluş sancılarını çekmiyor. Çünkü varoluşsal her sancı kısmen eşsizdir. Kitabı okuduktan sonra varoluşsal sancılarınızı, sanrılarınızı sorguluyorsunuz. Bunu yapan herkes aynı sonucu almıyor tabi. Kimi Ferit Edgü gibi sanrı da olsa düşünü görüyor. Kimi ise düşünü bir zamanlar yaşamış olmanın yanı sıra, hatırına bile getiremiyor. Siz de kitabı bitirdikten sonra sancı ve sanrılarınıza bir bakın. Hatırlanmaya değer izler bırakmış mı sizde.