Book Heaven

Puan vermedi·463 syf.·
2026 6. kitabı
Angela’nın Külleri; Frank McCourt’un Pulitzer Ödüllü bir anı romanıdır. Frank McCourt, Ekonomik kriz sırasında, ABD’ye göç eden İrlandalı McCourt ailesinin en büyük oğlu olarak Brooklyn’de doğar. Aile ABD’de tutunamaz ve tekrar İrlanda’nın Limerick şehrine dönerler. Frank’ın babası alkolik ve buna bağlı olarak sürekli işsizdir. Annesi kliseden aldığı kısıtlı bağışlarla yedi çocuklu ailesini geçindirmeye çalışır. Tabi bu da asla geçinmelerine yetmez, yoğun bir yokluk içinde üç çocuk hastalıktan ve açlıktan ölür. Kitabın tamamı etkileyici olmasına rağmen en üzücü yanı da çocukların ölümüydü. Frank 11 yaşındayken, babaları ABD ye gidip dönmeyince, ayak işlerinde çalışmaya başlar. Gazete dağıtıcılığı yapar ve parasını damla damla biriktirerek ABD’ye gitme ve ailesini de alıp orada yaşatma hayali kurar. Yazarın bu kitabın devamı niteliğinde iki kitabı daha yayınlanmış ; biri, ABD’ye gitme hayalini gerçekleştirdiği “Umuda Doğru” kitabı diğeri de Abd’deki mesleğini anlattığı “Öğretmen” kitabı. Hakikaten hayata gerçek anlamda sıfırdan başlayan birinin kitapları gerçekten merak uyandırıcı. Alıntılar "Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluk geçirdim, mutlu bir çocukluğun pek kayda değer bir yanı yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü, mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır." "Dünyanın her tarafında insanlar acılarıyla övünür ya da sızlanırlar. Ama hiçbirinin çektikleri, İrlanda'da yaşananlarla kıyaslanamaz: yoksulluk, boş konuşup atıp tutan, ama hiçbir işi beceremeyen alkolik bir baba, ateşin başında sürekli sızlanan dindar ve ezik bir anne, sahtekâr rahipler, zorba okul müdürleri, İngilizler ve onların sekiz yüz yıldır
Angela'nın KülleriFrank Mccourt · Epsilon Yayınları · 20084,605 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·536 syf.·
2026 5. kitabı
Balkan Savaşları ,1.Dünya Savaşı…Parçalanmış hayatlar,dağılmış coğrafyalar,savaşın böldüğü insanlar..Yazarın Trabzonlu anneannesi Zehra ile büyükbabası Tebrizli Setterhan’ın kaderleri nasıl birleşecek.. Trabzon,Tiflis,Tebriz,Batum,İstanbul’daki kültürel yapı,etnik çeşitlilik romanı cazip kılıyor.Savaş,göç,tehcirin soğuk yüzünü okurun yüzüne çarpıyor. Özellikle Balkan harbine gitmek isteyen Trabzon’dan gönüllü yazılan İsmail ve anlattıkları- Balkanlardan İstanbul'a akın akın gelen insan güruhu- beni derinden etkiledi. Trabzon'a giren Ruslardan İstanbul'a kaçan Zehra'nın ailesinin bu göçte yaşadıklarını iliklerinizde hissediyorsunuz. Alıntılar “Alemleri yaratan Allah’a hamdolsun.O bir kavmin değil alemlerin Rabbidir elbet.Hiçbir kavmin bir diğerine bir üstünlüğü olmadığını da biliriz.Ama insanlık ağacının değerli bir dalı olmakla da onurlanırız.” “Çünkü birinin ölümü her birinin ölümü gibiydi. Çünkü her insan bir evrendi ve her ölüm evrenin sönüşü demekti. Bu yüzden bir tek masumun dahi öldüğü yerde hiçbir haklı gerekçeden söz edilemezdi. Savaş insanı canavarlaştıryordu ve insanın insana ettiğini kimse kimseye etmiyordu. Niye ki bunca acı?” "Bilirim ki kader yazılmış, defteri dürülmüş kaldırılmış, mürekkebi de kurumuştur. Ama her an yaratma halinde olan da Sensin. Öyleyse Sen yazılmış kaderleri bile geri çevirirsin. Benim kaderim işte az önce geldi, karşıma dikildi. Çevirme benim kaderimi geri. Onu bana çok görme." “Şu dünya âlem dedikleri gölgelikte, gerçek gerçek içinde; gölge gölge üstüneydi. Her şeyin gelip geçici bir gölge olduğuna iman etti. Haklıydı Hazret-i Mevlâna, dünya bir ırmaktı, biz bu ırmaktan dışarıdaydık aslında ve ırmağa düşen sadece gölgemizdi.”
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma
Puan vermedi·388 syf.·
2026 4. kitabı
Sonu başından belli,dümdüz bir olay örgüsü değil de farklı bir okuma yapmak istiyorsanız size Sarmaşık’ı öneririm. Artık renkleri tanıyamayan bir ressam ve harfleri,yazıları tanıyamayan aynı nörolojik hastalıktan mustarip Nobelli bir yazarın kesişen hayatları ve birbirine dolanan sarmaşık misali kişiler ve olaylar sizi kitabın sonuna kadar şaşırtmaya devam ediyor. Karakter kadrosunun çoğu entelektüel insanlardan oluştuğu için biraz uçuk kaçık, absürt insanlar. İç dünyaları genelde huzursuz, sanata kaçan,ilişkilere tutunan insanlar. Devamlı bir anlam arayışı, yalnızlık ve zihinsel dağınıklık içindeler sanki. Tam da bu sebeple roman ne tamamen postmodern,ne klasik, ne toplumsal gerçekçi ne de bireyci. Şebnem İşigüzel insanları siyah ve beyaz olarak değil, grileriyle dosdoğru veriyor. Bu kimilerine sert ve hoyrat gelebilir. Ama tüm duygusallığımıza rağmen gerçekler acıdır. Kitabın en sevdiğim yeri de Şebnem işigüzel’in romanın içinde kendine kendi ismiyle küçük bir yan rol vermesi. Daha önce hiçbir kitapta rastlamamıştım buna. Bol,keyifli okumalar diliyorum.. Alıntılar "Sarmaşık gibidir insan, kime dolanacağı hiç belli olmaz. Sarmaşık gibidir hayat, nereden geçip nereye tırmanacağı hiç belli olmaz." “Hepimiz, kendi dünyamız, bütün dünyaymış gibi yaşarız. Birbirimizle çarpışmadan, kendi gerçeklerimize doğru kayıp gideriz.” “Aynalar nasıl göründüğümüzü göstermez. Suretimizi çizen tedirginliğimiz, güvensiz bakışlarımız, korkak yürüyüşümüz, ne kadar bağırsak da yükselmeyen sesimizdir.”
SarmaşıkŞebnem İşigüzel · Everest Yayınları · 2002279 okunma