Verda’nın Ölümü kitabıyla, 2025 yılı 49.Sedat Simavi ödülüne layık görülen usta yazar İnci Aral’ın kalemini çok seviyorum. Bu kitabında sadece toplumumuzun değil tüm dünyanın kanayan yarası kadın cinayeti konusu ele alınmış. Eserde; eğitimli, varlıklı ve üst düzey mevkideki(bakan) bir erkeğin kıskançlık hezeyanıyla sanatçı eşini öldürüşü ve sonrasındaki iç hesaplaşması ele alınmış. Yazarın kitapta erkeği eğitimli kesimden seçmesini son derece anlamlı buluyorum çünkü ataerkil sistemin bilinçaltı yürütülmesi sadece bir eğitimlilik eğitimsizlik meselesi değil daha derin kemikleşmiş bir anlayış meselesi ve yasalarla önü alınmadıkça dünyanın her yerinde kanayan bir yara olmaya devam edecek gibi görünüyor. Hiçbir bahaneyle bir insanın canına kast edilmesi cezasız bırakılamaz. Bu ilkellik hiçbir koşulda kabul edilemez. Özellikle kadın yazarlarımızın kadın sorunlarına duyarlılık göstermesi son derece önemli ve anlamlı buluyorum. Böyle kitapların artması dileğimle..
Alıntılar
"Kadın cinayetleri çığ gibi. Eski kocalar, sevgililer neden öldürüyor bunca kadını? Kadınlar çağa uyup gelişecek başka yaşamların da olabileceğini öğreniyor ve toplumun pek önemsemediği aile mahremiyeti perdesini yırtıp kadını köle sanan ilkel, geri kalmış, dayak o hatta işkenceci erkeği terk edip gidiyor. Yeter ki o soysuz başımda olmasın, köpek kulübesinde bile yatarım, diyor. Bu tip erkekler korkunçlar. Eşini ya da sevgilisini sonsuza kadar kendi malı olarak görüyor ve başka bir yaşamı olmasın diye öldürüyor."
“Dünya o kadar kötü ve insafsız bir yer oldu ki insanlar yaşama tutunabilmek için değer bilinen pek çok şeyi geçersiz sayıyorlar. İyilik kötülük ayrımı yapmadan büyük suçlar işliyor, yasaların geçersizlik ve karmaşası içinde hayatta kalmaya bakıyorlar.”
" ... Sen kadınlarla sevgi bağından
Büyük usta Yaşar Kemal kendisiyle yapılan bir röportajda; dünyanın çok renkli bir çiçek bahçesi olduğunu, eğer tek bir tip çiçek olsa çok sıkıcı bir yer olacağını ifade ediyordu. Elif Şafak’ın romanlarının; farklılığa, çeşitliliğe karşı olan insanlar tarafından şifa niyetine okuması gereken romanlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü o her zaman bir şekilde göçmenlik, azınlık olma, toplumsal cinsiyet, ataerkil sistem gibi kanayan yaralara parmak basıyor.
Yazar, romanda 1960’lardan 1990’ lara kadar olan Türkiye panoramasını ele almış. Ensest, çocuk gelin olma, bağnazlık, kadın cinayetleri konularını ustalıkla işlemiş. Diğer yandan güçlü dostluk bağlarını ve insan olmanın değerini ön plana çıkarmıştır. Hikaye hem duygusal hem de toplumsal bir derinlik taşıyor.
Romanın başkahramanı Tekila Leyla, çocukluğunda amcası tarafından defalarca tecavüze uğrayıp son derece sağlıksız bir yapıda olan ailesinden kurtulmak için soluğu İstanbul’da alıyor. Aynı kaderi paylaşan pek çok kadın gibi o da kadın avcılarının eline düşüyor. Yaşadığı onca travmaya rağmen yine de şefkatli ve çok merhametli biri. Kitap Leyla’nın ölümünden sonraki 10 dakika 38 saniyede belleğinden geçen anılardan oluşuyor. Yakın arkadaşlarından Sabotaj Sinan, eşi ölmüş bir eczacı annenin oğlu. Yalnız kadınlara toplumun iyi gözle bakmayışı Sinan’ı da olumsuz etkiliyor. Son derece sessiz bir o kadar da dostlarına sadık biri.. Nostalji Nalan, bir trans birey olarak toplum baskı ve şiddetini yoğun olarak yaşamış, buna rağmen yumuşak kalpli ve anaç biridir.. Cemile, tıpkı ülkesinin olumsuz şartlarından kaçan pek çok Afrikalı kadın gibi çocuk bakıcılığı, temizlik işi vs yapacaksın vaadiyle kandırılıp fuhuşa sürüklenmiştir.. Zeynep122, Lübnan’dan gelen ve İstanbul’da bir genelevin temizlik işlerine bakan cüce bir mülteci. Cüce
Beni bilirsiniz kitapların konuları hakkında pek fazla bilgi vermem, dilini tekniğini anlatmam. Daha çok bana yaşattığı duygudan, düşündürdüklerinden bahsederim. Hani hiç bitmesin dediğiniz kitaplar vardır ya bu kitap benim için öyle oldu. 560 sayfalık hacimli bir kitap olmasına rağmen soluksuz okudum. Uzun zamandır bu kadar emekle yazılmış bir kitap daha okumamıştım. Elif Şafak'ın ustalık eseri diyebilirim. Bu kitabı yazarken derin araştırmalar yapmış. Sözgelimi 1870'ler Londra'sının Arthur'u kurgusal bir karakter olmasına rağmen tarihsel gerçekliğe dayanan, o dönem Osmanlı imparatorluğuna Ninova tabletlerini araştırmak için gelen bir Asurolog. Yine özellikle araştırmalarında, Ezidi halkı anlatırken kültürel zenginliğin fazlalığının kendisini zorladığını ifade ediyor yazarımız. 1832'de bir de 2014'te tüm dünyanın gözü önünde Ezidi soykırımları yaşanıyor. Biliyorsunuz Elif Şafak azınlıklar, göçmenler, toplumsal cinsiyet gibi konuları özellikle ele alır. Bu kitapta ek olarak çevre duyarlılığını görüyoruz. Özellikle iklim krizinin, su krizi olduğundan bahsediyor. Suyun kıymeti, kutsallığı sanki tüm kitaba sinmiş gibi. Sonuç olarak bu kitap tereddütsüz herkese tavsiyemdir.
Alıntılar:
“Su hatırlardı, unutan insanlardı. “
“Zaferler, anlatılmamış vahşetlerin derme çatma iskelesi üzerine inşa ediliyor; kahramanlık efsaneleri, saldırganlık ve zulüm ipliğiyle dokunuyordu.”
“Bazen en büyük gücünüz en kötü zaafınız oluverirdi.”
“Şiir, uçan bir kırlangıçtır. Sonsuz gökyüzünde süzülüşünü seyredebilirsiniz, hatta kanatlarının üzerinden geçen rüzgârı bile hissedebilirsiniz, ancak bırakın onu kafeste tutmayı, asla yakalayamazsınız bile. Şiirler kimseye ait değildir.”
“İklim krizi esasen bir su kriziydi.”