#alinti
"Kino, bıçağını ustaca kabuğun arasına soktu. Bıçaktaki basınçtan, içerdeki kasın sertleştiğini duyuyordu. Onu kaldıraç gibi kullandı, kapanan kas aralandı,kabuk yere düştü. Dudaksı et tortop oldu, sonra gevşedi. Kino eti aldı, işte orada dev inci, bir ay görkemiyle parlıyordu. Işığı tutsak ediyor, inceltiyor, gümüşsü bir parıltıyla yansıtıyordu. Bir martı yumurtası büyüklüğündeydi.Dünyanın en büyük incisiydi." S 29
"Kasaba, koloni halinde yaşayan bir hayvan gibidir. Kasabanın bir sinir sistemi, bir başı, omuzları ve ayakları vardır. Kasaba, öbür kasabalara hiç benzemeyen apayrı bir yaratıktır, öyle ki dünyada birbirine benzeyen iki kasaba bulamazsınız. Kasabanın duyguları da bütünlük gösterir. Haberlerin kasaba sokaklarında nasıl yayıldığı kolayca çözümlenemeyecek bir gizdir. Sanki haber, seğirtip onu yetiştirmeye can atan küçük oğlanlardan da, çitlerden eğilip çığrışan kadınlardan da daha tez ayaklıdır." S 31
"Haber kasabada uyuklayan sonsuz kara ve uğursuz bir şeyi uyandırmıştı; bu kara tortu bir akrebi andırıyordu, aş kokusu gelirken duyulan açlığı andırıyordu, sevgisiz kalınınca duyulan yalnızlığı andırıyordu. Kasabadaki zehir keseleri, hemen öldürücü bir ağu üretmeye koyuldular, kasaba bu ağunun etkisiyle kabarıp şişti.” S.33
"Ne var ki Kino’nun yüzü, esenlik muştularıyla ışıldıyordu: “Benim oğlum okuma öğrenecek, kitaplar karıştıracak, yazacak da, yazmayı da öğrenecek. Oğlum sayılarla da uğraşacak, onun bunları bilmesi bizi özgürlüğe kavuşturacak o öğrenecek, onun aracılığıyla bizler de öğreneceğiz.” s36
"İncinin güzelliği, küçük mumun ışığında göz kırpan, titreşen güzelliği,
beynine işledi, gözünü bağladı, öyle güzeldi ki, öyle yumuşaktı ki, kendi ezgisini yükseltiyordu, umut ve neşe dolu bir ezgi, geleceği, esenliği, güvenliği sağlayan bir ezgi.