Evin sıcak ve üretken merkezi olan ocak, tarih öncesi dönemlerden beri döl yatağı olarak görülmüştür. Evin duvarları ise anne bedenini temsil etmiştir. Geniş çatılı bir ev ana rahminin içindeymişiz gibi kendimizi güvende hissettirir. Makedonyalı halk bilimci Lidija Stojsnovic'in dediği gibi:
"Fırın, ocak, kazan, tava, tencere, kuyu gibi imgeler en temel sembolizm olan regresus ad uterum'a (ana rahmine dönüş) işaret eder. Bunlara ek olarak ev, ormanda bir kulübe bir hayvanın ya da canavarın midesi de aynı şekilde annenin midesini, daha da doğrusu rahmini simgeler ve kişinin buradaki ölümü de embriyo safhasına geri dönüşün bir temsilidir."
Kadın bedeninin saklanıp kapatılması çok eskilere dayanır ve aynı anda hem koruyucu hem metalaştırıcı bir uygulamadır. Eski bir tekerlemede dendiği gibi: Peter Peter balkabağı yer oturur/ Karısıysa çarşı pazar gezer durur/ Peter ne yapsın balkabağını oydu/ Karısını bir güzel içine koydu.
Mitolojiden modern psikolojiye ve feminizm kuramına dek kadınlık her zaman içsellikle, özellikle de ev içiyle eşleştirilmiştir. Pişirmek ya da fırına koymak yetişkinliğe geçiş ritüellerinin önemli bir parçasıdır. Yunan toprak ve bereket tanrıçası Demeter, oğlunu her gece sıcak bir fırının içine koyar. Thetis de oğlu Akilleus'a aynısını yapar. Her ikisi de böylelikle çocuklarının ölümlü doğasını ortadan kaldırmayı ve ölümsüzlüklerini güvence altına almayı amaçlıyordu.
Fakat ev dergileri standart pornografiden daha da büyük bir ahlaki bozulmaya işaret etmektedir. Castle'ın belirttiği gibi ev dergilerinin temel düsturu "eviniz sizsiniz, keyfini sürün" şeklinde özetlenebilir. Görgü kuralları hakkında bir kitabı da bulunan Emily Post 1930'da "evinizin kişiliği sizin kişiliğinizi yansıtmalı" diye yazdığından beri bu düstur da giderek yaygınlık kazandı. Neredeyse sadece kadınlar tarafından yayına hazırlanan ve sizi gerçek benliğinizi ifade etmeye çağıran yüzeysel tekrara dayalı ve aptallaştırıcı bir retorikle dolup taşan bu dergiler Castle'in plastik bardakta narsizim olarak tanımladığı şeye hizmet ediyor.
Dolayısıyla ev dergileri pornonun uyarıcılığıyla narsizmin kederli ve mağrur mahrumiyetini birleştiriyor. Bazı kadınlar için mükemmel bir ev o dönemde vazgeçilmez bir aksesuar halini almıştır ki evi mükemmelleştirmek ve o şekilde tutmak tüm zaman ve enerjilerin tüketen bir saplantıya dönüşmüştür. Castle, "sadece kendim için bir ev bakıyorum" diyen iç mimar Rose Tarlov'un sözlerini aktarıyor. Tarlov'un aradığı ev her şeyin kusursuz olduğu ve huzuru hüküm sürdüğü bir tür manastır hücresi. Böyle bir ev hayali oldukça yaygın. İçi insansızlaştırılmış sade, geçirimsiz, yapay bir şekilde sakin. Çekici, steril, adeta bir ölü kadar hareketsiz. Kısacası bir mozole şıklığında, hatta anoreksik de denebilir.
Amerikalı akademisyen Terry Castle "Evde tek başına: ev dergilerine bağımlılığın karanlık yüzü" adlı denemesinde iç mekan fanatizmi ya da ev-pornosu adını verdiği yeni bir nevrozu ayrıntıları ile betimliyor.
Bu hastalığa yakalanmış kişiler (Castle'da kendisinin bunlardan biri olduğunu itiraf ediyor) ev dekorasyon dergilerine çaresizce gömülerek bir gün sahip olabilecekleri iç mekanlara dair hayaller kurarlar. Bu kişiler genelde "nevrotik, kederli, ince ruhlu, aşırı duyarlı insanlardır ve gizliden gizliye melankolik olmaya yatkındırlar. Castle'a göre bu kişiler için ev-pornosu klasik teselli edebiyatının yerini tutar ve suçluluk, uyarılma ve taşkın burjuvazi hazzı" gibi duygular yoluyla bir rahatlama sağlar.
Gece
Issız bir mağazada
Yapayalnız
İki kız
Boy aynalarına girmiş
Sessiz sedasız
Yüzlerini değişeceklermiş
Birbiri olmak için
Hangisi hangisidir
Artık anlayamadığımız
Onlar mı yalan söyledi
Aynalar mı yalan
Yüzlerinden mi bıkmışlardı artık
Yoksa
Birbirine mi hayran
Ne olursa olsun
Neresinden bakılırsa bakılsın.
Artık tek bir şey kesin
Bir daha çıkamayacaklar
Girdikleri aynalardan.