Bir kurama kapitalist deyince, demek ki kapitalist özelliklerini öne çıkarıyorsundur, kuramın bütünselleyici diğer özellikleri yokmuş gibi. Burada koca bir resmin kendi içinde tutarlı olması zorunluluğu yoktur. Uyumsuz bir bütün de olsa bütünün içinden bir parçayı vurgulamak parçadan elde edeceğin fayda ile ilişkilidir. Yani tutarsız da olsa bütün bir fikir parçaya indirgenir...
Başka bir kurama tekno-feodal dersin, kuramın başka özellikleri yokmuş gibi, çocukların eğitimi için tablet dağıtırlar hayırsevermiş gibi. İşte bu başka bir parçadır sadece. Bugün neyden fayda elde edeceksen o özelliği öne çıkarıp buna -ist,izm eki getirmeye felsefi-siyasi akım denir...
Unutulmamalıdır ki bir akımın ilk hedefi işlevselliğidir. Yani pratikte solcu değilsen sağcısın demek doğru olmamasına rağmen işlevseldir. Sağ ile sol, realist ile romantik... Zıt fikirlerden hakikat pırıltıları çıkar, bu doğrudur. Fakat bu fikirlerin çarpışmasıyla istediğin herşeyi de çıkarabilirsin, maalesef bu da doğrudur. Çünkü bu iki kümenin kendi çelişkileri bütünüyle diyalektiğe girdiğinde, zırvalayabileceğin daha büyük bir alan oluşturur. Küçük bir safsata bile tüm emeği-akıl ve mantığı zırvalığa bulamak için yeterlidir. Bu yüzdendir ki ruhumuzu beslemediğimizde zihnimiz herkese çamur atıp durur. Çamur, senin temelde işlevsel sonuçlara ulaşmak için kullandığın zırvalarındır.
Sonuç, kapitalizmin bulut sermayesiyle paranın değerini dahil kendi eliyle soyduğu bu düzende ne akıl ne de mantık sonuç verir. Burada sadece zenginlik işlevseldir.
İ.S. -02.09.2024
Sepetine doldurduğu şeyleri eve getiren bir toplayıcının o sakin ve muzaffer tatminini tüketicide de görebiliriz. Kadınların gizemli ve evrensel simgesi olan el çantasının kökeni burada yatmaktadır. Mızraksız bir erkek düşünebiliriz. Ama el çantası olmayan bir kadın bizzat doğaya aykırıdır.
Alışveriş merkezleri sizi sadece kendi arzularınızın tatmininden oluşan bir baloncuğun -arabaya benzeyen bir baloncuğun- içine yerleştirir. Alışveriş merkezinde geçirdiğiniz vaktin otoparkta başlayıp yine otoparkta son bulması da bu yüzdendir. Kendi baloncuklarını kuşanmış asabi insanlarla tıka basa dolu olan bu kasvetli ve havasız otoparklar hiç de eğlenceli yerler değildir. Alışveriş merkezinin içerisi iyi polisi oynarken otoparklar kötü polis oynar. Böylelikle alışveriş arzunuzu kamçılamak amaçlanır.
Adeta cehennemin kapılarından geçerek ulaştığınız alışveriş merkezi, bir içerisi olup da dışarısı bulunmayan tarihteki ilk mimari yapı türüdür. Alışveriş merkezinin büyük ölçüde hayal kurmak temalı bir iç mekanı vardır. Ama sokağa bakan bir yüzünün kamusal bir kişiliği bir mimarisi yoktur.
Alışverişin giderek bir iç mekan etkinliğine dönüştüğünü belirtmek ilginç olacaktır. İç mekanların genelde derme çatma ve geçici olduğu geleneksel pazar yerlerinin aksine modern alışveriş merkezleri geniş alanları kapalı mekanlara dönüştürerek, genelde kadın olan müşterilerde büyük, ışıltılı, süslü katedral benzeri bir evde oldukları yanılsamasını uyandırıyor. Kadınlar alışveriş merkezlerini seviyor çünkü burada hırsızlardan, serserilerden ve dilencilerden, güneşten ve fırtınadan uzakta, tanıdık, konforlu, temiz ve güvenli bir ortam buluyorlar. Kadınlar bu hayali evde kendilerini rahat hissediyor ve rahatlayınca da daha fazla para harcıyorlar.
Alışveriş merkezleri bir yandan kendinize muhtaç, eksik ve sersemlemiş hissettirirken bir yandan da sizi gevşetir ve içinizi gıcıklar. Zaten bunun için tasarlanmışlardır. Tıpkı çikolata gibidirler. Kendinizi bir miktar kötü hissetmeniz sağlandığı takdirde rahatlamayı daha fazla arzularsınız ve daha çok satın alırsınız. Bu nedenle büyük bir alışveriş merkezinde bulacağınız belki de son şey sosyal hayattır. Dışarıda alışveriş yaparken durup bir kahve molası verebilirsiniz. Oysa bir alışveriş merkezinde bir tanıdığa rastladığınızda selam verip yolunuza devam edersiniz. Çünkü alışveriş merkezlerinde mekan, arabanızı park ettiğiniz andan itibaren size kendi gerçekliğinizden ve işinizdeki gerçek benliğinizden koparmak üzere tasarlanmıştır.