...
"Beş kez inip kalkan bıçak, inleyen ve canlı başını sallayarak merhamet dileyen mahkûmu öldürememiş! Öfkelenen halk yerden aldığı taşları sefil cellada fırlatmış. Giyotinin yanından kaçan cellat jandarmaların atlarının arkasına sığınmış. Ama daha sonuna gelmedik. Giyotin sehpasında tek başına kaldığını fark eden mahkûm boynundan kanlar fışkırırken omzundan sarkan yarı kesik başını tutarak ürkütücü bir şekilde doğrulup boğuk çığlıklarla kafasının koparılmasını istemiş!
...
Langdon, Westminster Manastırı'na adımını atar atmaz dış dünyayla bağlarının birden koptuğunu hissetti. Trafik gürültüsü yoktu. Yağmur sesi yoktu. Sadece, sanki bina kendisiyle konuşuyormuş gibi ileri geri yankılanan sağır edici bir sessizlik hâkimdi.
"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil
Şarkı söylemek istiyorum…”
Nazım Hikmet Ran