Sait Faik Abasıyanık: Hikâyeyi Değiştiren Adam
Berlin Okuma grubunda bu ay Sait Faik vardı. Oradaki notları buraya alıyorum. Yeni bir şey yok 10/10 luk bir yazara daha ne diyelim. Söyleyenlerin tekrarı. Ama yine de biz de koroya katılalım dedik. Ve öykülerinden parçalar okuduk. Mest olduk.
Notlar:
Türk edebiyatında “hikâyeyi şiire yaklaştırır”
“Hikâye gibi şiir yazacağına, şiir gibi hikâye yazmayı tercih ederim” sözü onun bütün yazarlığını özetler:
Olaydan çok duygu, büyük anlatılardan çok küçük anlar.
İsviçre’den Grenoble’a, oradan İstanbul’a ve Burgaz Adası’na uzanan bir hayat…
Topluma uyamayan, uyumak zorunda da hissetmeyen bir yazar.
Edebiyatı, toplumun alt tabakasını –balıkçıları, işsizleri, sokak satıcılarını, çocukları, köpekleri, martıları– sahneye çıkararak değiştirdi.
Onun hikâyeleri:
- Küçük insanların büyük kalplerini anlatır
- Şefkat ve empatiyi merkezine alır
- Sokakların, meyhanelerin, iskelelerin kokusunu taşır
- İstanbul’u sokak sokak, bilinç akışıyla dolaşır
İnsan Sevgisi ve Kırılma
İlk döneminde insan sevgisi baskındır; “iyi insanlara inanan” bir yazardır.
Ama son dönemlerinde bu sevgi kırılır. İstanbul’a bile küskündür artık.
Olaylar küçülür, anlar büyür. Yalnızlık, uyumsuzluk ve içe kapanma başlar.
Bu dönemin doruk noktası: Alemdağ’da Var Bir Yılan
Gerçek ile hayalin iç içe geçtiği, anlamın bilerek bulanıklaştırıldığı, yalnızlığın ağırlaştığı bir kitap.
Bir kopuş mu, yoksa zirve mi? Tartışılır.
Sait Faik, "edebiyat yapmadan", gerçeküstüne yaklaşır.
Yalnızlık, iç hesaplaşma, belirsizlik… Artık başkalarını değil, kendisini yazar.
Bazı eleştirmenler simgelerin peşine düşer; o ise buna boş gözlerle bakar.