İsmail ünsal

tassavufi bir kahraman yolculuğu
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2023 13. kitabı
Yazarın ilk romanı olması nedeniyle özellikle ilginç. Tasavvuf / tinsellik ağırlıklı, sembollerle bezenmiş bir Kahramanlık öyküsü. Okuma grubundaki bir arkadaş "neden Mevlana ödülü aldı acaba diye sordu", sanırım Tekke, Tarikat ve dini sembolleri, inanışları olumlu göstermesi olabilir mi? Bu kitabi nasıl buldum: Kitabi ilk okuduğumda beni çok etkiledi. Pinhan romanı, “Heldenreise” adı verilen 'kahraman yolculuğu'nun romanı. (bkz. Joseph Campbell) Alice Harikalar diyarında, Yüzüğün Efendisi vs. gibi birçok kahraman öyküsünün izlediği yolu izliyor. Kahraman yola çıkıyor, dostlar buluyor, belli semboller ortaya çıkıyor, kimi onu zorluklardan kurtarıyor, kimi ona çıkmazlarda yol gösteriyor, yardımcılarla tanışıyor, kötülere karşı savaşıyor ve görevini tamamladıktan sonra yeniden ilk yola çıktığı yere dönüyor. Kitabin içeriği: Pinhan kimsesiz bir çocuk ve Dürri Dede tekkesine sığınıyor. Bir süre sonra Tekkede kabullenemeyeceğini anlıyor ve Dürri dededen el alıp şehirler şehrine gidiyor. Şehirde bir mahallenin kaderi ile onun kaderi birbirine bağlanıyor. Mahalle, Pinhan gibi, kötülere ve iki başlılığa karşı iyiler-kötülere karşı kendini savunuyor, Pinhan ve mahalle iki cinsiyetinden birini feda ederek kötülere karşı savaşı kazanıyor, ancak kalan kimliğini de yitiriyor. Yazarın yazım tarzı: Cinli perili rengarenk bir anlatım. Her bölüm bir başka renk. Ben okurken zevk aldım. Hele şiirsel anlatımı sevenler için birebir. Yazarın yazım tarzını kabullenip onun sesiyle okuduğunuzda akıcı, sürükleyici hatta büyüleyici bir yanı var. Kesinlikle iki- üç kere okunan kitaplardan. Roman anlatımı ile şiirsellik iç içe. Bazı yerlerde anlamadığım geçişler var, orada tinsellik, şiirsellik öne çıkıyor. Kişilerin ve yerlerin öyküleri tek tek anlatılıyor. Roman kahramanı "Pinhan" ilk ve son
PinhanElif Şafak · Metis Yayınları · 20084,873 okunma
Reklam
Kütüphanede okunmamış kitaplara övgü
Oksijen gazetesinde yayınlanan denemede kitap okurları için ilginç bir alıntı: Bülent Korman, "Okunmuş olan artık senindir ​O sessizlikte insan, kendine dair en dürüst bilgiyi edinir: Henüz başlamadığını. ​Umberto Eco’nun ona en çok sorulan ve onu en çok rahatsız eden soruya (Bu kitapların hepsini okudunuz mu?) verdiği karşılığı çok zekice bulurum: ​“Hayır. Bu kitaplık, okuduklarımdan çok, henüz okumadıklarımdan oluşuyor olmalı.” ​Bu cevap galiba onun bilgi anlayışının özeti: Okunmuş kitaplar geçmişi temsil eder; okunmamış olanlar, düşünmenin ve öğrenmenin henüz açılmamış kapılarını. ​Bu fikir, daha sonra “anti-libri” kavramı olarak anılmaya başlandı. Yani: Asıl değer, bildiklerinde değil bilmediklerinin farkında olmandadır. ​Çünkü okunmuş olan, artık senindir. Ama okunmamış olan, hâlâ seni dönüştürme ihtimali taşır. ​Kısa bir deneme gibi yazarsam: Raflarda kendine bir yer bulmuş kitapların çoğu susar. Okudukların, artık sana karışmıştır; onları hatırlamasan bile, kendinle taşırsın. ​Ama dokunmadıkların sessiz değildir. Her biri, bir ihtimal gibi bekler. İçinde bilmediğin bir düşünce, henüz sarsılmamış bir inanç, değişmemiş bir yön vardır....." Kitap severler için ilginç bir yazı. Kitap alıp daha okumadığım için pişmanlık duyanlarımıza güç veren, umut veren bir yazı. Sevgili Hakkı Tosunun kulaklarını çınlatıyorum herhalde.... ​Bu yüzden gerçek kütüphane, okumaya cesaret edemediklerinin seni izleyen gölgesidir. Bu yüzden en dürüst kitaplık, insana eksik olduğunu her gün hatırlatandır. ​Anti-libri bir kitap adı değil. “Anti-libri”, okunmamış, okunmayı bekleyen kitaplardır.

İsmail ünsal

, bir kitap okudu
6/10
·128 syf.·
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Yusuf Atılgan
6.3/10 · 37bin okunma
Olayların küçüldüğü, anların büyüdüğü yazar!
10/10
·125 syf.··
2026 2. kitabı
Sait Faik Abasıyanık: Hikâyeyi Değiştiren Adam Berlin Okuma grubunda bu ay Sait Faik vardı. Oradaki notları buraya alıyorum. Yeni bir şey yok 10/10 luk bir yazara daha ne diyelim. Söyleyenlerin tekrarı. Ama yine de biz de koroya katılalım dedik. Ve öykülerinden parçalar okuduk. Mest olduk. Notlar: Türk edebiyatında “hikâyeyi şiire yaklaştırır” “Hikâye gibi şiir yazacağına, şiir gibi hikâye yazmayı tercih ederim” sözü onun bütün yazarlığını özetler: Olaydan çok duygu, büyük anlatılardan çok küçük anlar. İsviçre’den Grenoble’a, oradan İstanbul’a ve Burgaz Adası’na uzanan bir hayat… Topluma uyamayan, uyumak zorunda da hissetmeyen bir yazar. Edebiyatı, toplumun alt tabakasını –balıkçıları, işsizleri, sokak satıcılarını, çocukları, köpekleri, martıları– sahneye çıkararak değiştirdi. Onun hikâyeleri: - Küçük insanların büyük kalplerini anlatır - Şefkat ve empatiyi merkezine alır - Sokakların, meyhanelerin, iskelelerin kokusunu taşır - İstanbul’u sokak sokak, bilinç akışıyla dolaşır İnsan Sevgisi ve Kırılma İlk döneminde insan sevgisi baskındır; “iyi insanlara inanan” bir yazardır. Ama son dönemlerinde bu sevgi kırılır. İstanbul’a bile küskündür artık. Olaylar küçülür, anlar büyür. Yalnızlık, uyumsuzluk ve içe kapanma başlar. Bu dönemin doruk noktası: Alemdağ’da Var Bir Yılan Gerçek ile hayalin iç içe geçtiği, anlamın bilerek bulanıklaştırıldığı, yalnızlığın ağırlaştığı bir kitap. Bir kopuş mu, yoksa zirve mi? Tartışılır. Sait Faik, "edebiyat yapmadan", gerçeküstüne yaklaşır. Yalnızlık, iç hesaplaşma, belirsizlik… Artık başkalarını değil, kendisini yazar. Bazı eleştirmenler simgelerin peşine düşer; o ise buna boş gözlerle bakar.
Alemdağ'da Var Bir YılanSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 202013,4bin okunma
Reklam