İsmail ünsal

Yazarın bin hüzünlü yazma hazzı
Puan vermedi
Bu roman tipik roman okuyucusunun beklentilerini karşılamayan, onu beklentilerini bırakıp dolambaçlı fantastik yollardan götürüp, sürükleyip, umut verip, düş kırıklığında, harika imgeler, resimler, düşlerle avutan bir kitap. Hani sanki sözsüz bir müzik parçası gibi. Tanıdık ezgilerin olduğu ama onların da değişip başka ezgilerle karıştığı dokuz parçadan oluşan bir konçerto. Kitabın 9 bölümüne, yolumu kaybetmemek için, kendi kendime adlar verdim: 1. bölüm: yalnızlığın penceresinden, suça suçluya dair ve kayıp bir izlek (boşluklar, kırılan tümceler.. le yazar okuyucuyu zorluyor) 2. bölüm: arayışın arayışı sokakta mı 3. bölüm: o var mı yoksa serap mı? 4. bölüm: kıvıl kıvıl hikayelere bulanmış insanlar, kendi arayışını izleyen yazar 5. Bölüm: kaleye doğru, türbede zaman, geçmiş zaman, dağ meditasyonundan izlenimler gibi 6. Bölüm: ormanda masal ve roman kahramanlarıyla karşılaşma 7. Dağdan indik bozkıra, köye, savaşa, yağmalamaya, şehirleşme, gecekondulardan genelevlere, ortaçağdan mı şimdiki zamandan mı öldüğü billinmeyen bir genç ölüsünün başında, ölü bir şehzade ölüsü mü? Adı da Alaaddin midir? 8. Şehzade Alaadin, abisi, tatar kızı 9. Ah Alaadin! Bu romanı (kimi yerde uzun düzyazı şiirini) ya sever, tümcelerin imgelerinde, fantastik dünyasında, yazarın yazma hazını, okuyucunun okuma hazzını duyar; labirentte kaleidoskop denilen çicek dürbününü çevire çevire sözcüklerin değişimine dalar ya da “hastir ya hiç bir olay yok” deyip sıkıntıyla tümceleri atlamaya başlarsın. Hasan Ali Toptaş romanlarında okuyucusunu eliyor sanki, dayanabilen, romanın olaylarını izlemeyen, yazarın o andaki havasında oyalanan zevk alıyor. Yazar ile okuyucu uyum sağladığında birbirini yazıyor gibi. Bu yoldaşlık falan değil, sanki birlikte ayrı ayrı sürükleniyorlar gibi bir durum. Dili, tümceleri,
Bin Hüzünlü HazHasan Ali Toptaş · İletişim Yayınları · 20154,926 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Roman yazmak hayatı deşmektir!
Hiç kuşkusuz, yazmak deşmektir biraz da. Hayatı deşmektir, kendini deşmektir, anlamları, anlamsızlıkları, yapıları, dağınıklıkları, kalıpları değişmektir. Başka bir deyişle, bir şeyin içine girip çıkmak, bunu yaparken yararlanmak, içlenmek, ağlamak, burkulmaktır... Yazmak trajik bir şey aslında.
Sayfa 194·Kitabı okudu
Belirsizlik, roman sanatının temel özelliği
Benim romandan ne anladığımı, ne beklediğimin, nasıl olmasını istediğimin de romanı .... Romanın, okurun elinden tutup tanrısal bir tavırla parmağını uzatarak işte gerçek şudur, işte gerçek budur, dediği dönemin kapandığını düşünüyorum. Gerçeğin her yerdeliğine ve her şeydeliğine inanan bir bakış kazandı artık roman. Dolayısıyla, belirsizlik, roman sanatının temel özelliklerinden biri bana göre." Başlarken yalnızsın
Sayfa 148·Kitabı okudu
Annesinin anlatışı
(Annem) Bir komşuya gidişini anlatırken farkında olmadan bir başka hikayeye, oradan bir başkasına, oradan bir başkasına geçer ve farklı zamanları bir araya getirerek sonuçta yüz metrelik bir yürüyüşü anlatıyorum diye tutar koskoca bir kasabanın hikayesini anlatır. En heyecanlı yere geldiğinde, dinleyeni oracıkta koca bir merak dağı gibi bırakıp başka bir hikayeye geçer hatta ve uyarır, dur bekle, oraya döneceğim diye. Yinelemelerle bir resim oluşturur, anlattıklarının üzerinde çeşitli sorular sorarak bir siz perdesi oluşturur, bazı noktaları açık bırakır vs.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Ben buradayım, okur nerede?
Ben her şeyden önce, yazmanın dışında kendimi var edemediğim, dengemi kuramadığım, kendimi bu yolla keşfedebildiğim ve (varsa) hayatın anlamına ancak bu yolla erişebildiğin için yazıyorum. Yazmadığım ya da yazamadığım zaman ben, ben olamıyorum. Bu nedenle "sevgili okur" hala ortalıkta gözükmese de ben (hep) buradayım.
Sayfa 15·Kitabı okudu