"Düşünceleri, torunuyla yaşadıkları dün geceye tekrar aktı Celaleddin Dede’nin, aniden ve göğsü kabararak... O gecenin
ziyası onu aydınlatmaya, süruru onun içini kıpırdatmaya, heyecana düşürmeye devam ediyordu zira Kemaleddin,
— Dedeciğim... Kastamonu’muz evliyalar şehriymiş, kadim bir kentmiş, bu şehrin altında Atabey Gazi, Muzafereddin
Yavlak Arslan, Candaroğlu İsmail Bey gibi pek çok alpler, erenler yatıyormuş, deyivermişti.
Celaleddin Dede, şimdi, meraklı bir mizaca sahip torunu Kemaleddin’den daha meraklı, daha heyecanlı hâldeydi; onun sözünü kesmemeye gayret ederek onu dinliyor, Kemaleddin ise incecik, tiz sesiyle anlatmaya devam ediyordu:
— Muallim efendi söyledi bunları, dedi dedesinin sanki yalnız deriyle kaplı, zayıf ancak pirüpak, ak sakallı yanaklarından iştahla öperken. Dede... Canım dedem... Bana şehrimizden, şehrimizin tarihinden, tarihî şahsiyetlerinden bahseder misin, bana bunları anlatır mısın? Ne olur?.."