Hayatımın belkide bir şey daha mı yapsam, şu yarım saati de şuna harcayım ki boş geçirmeyeyim, bu boş günümü de ziyan ettim neden para kazanmadım, neden çalışmadım yada neden kendime vakit ayırdım diye suçluluk duyduğum, aslında hiç de öyle bir şey yokken kendi kendimi yargıladığım bir dönemde karşıma çıktı bu kitap.
Ve öyle ya, bir gün öncesinde kendi kendime böyle olmaz bir ek iş daha bul ve çalış diye kafamda deli sorularla uyuduktan sonra ertesi sabah işe giderken okuduğum bölüm, belkide bütün bu kitabın bendeki en güzel özeti diyebilirim.
Birisi bana bu kitabı okudun mu diye sorsa, değil sadece okumak Duman adamlarla bile karşılaştığımı onların zaman tasarrufu adındaki bankalarında eskiden bir hesabım bile olduğunu söyleyebilirim.
Beni akıllandıran ve kitapların o büyülü gücünü bir kere daha hatırlatan o sıtırlar:
“ Bak Momo” derdi, “ ne oluyor, biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki, insan bunun sonu gelmez sanıyor.”
Beppo bu kadarcık laftan sonra bile önüne bakarak bir sürü susar, sonra devam ederdi: “ O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilipte güçsüz kalıyorsun. Ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor.”
Susup biraz daha düşündükten sonra sürdürdü konuşmasını: “ İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmammalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli, bir adım, sonra derin bir nefes, sonra bir süpürge. İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Öyle de olmalı.”
Uzun bir süre yeniden konuşmaya başladı: “ bir de bakarsın ki, farkında bile olmadan bütün yolu bitirmişsin. Nasıl olduğunu anlamadan