İstutia

İstutia
Türkmençe English Français Türkçe Русский Deutsch Okuma yaptığım ve öğrettiğim diller. Bu serüvene sizde katılabilir siniz.
Ruhumun Anlam Arayışı.
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 15:41
Bu kitabı okurken içimde eskiden kalma bir yaranın tekrar deşildiğini ve kanatıldığını hissetim. Bu kitap bazen yeni bir duygu yaratmaz; zaten içeride duran bir duygunun üstündeki örtüyü kaldırır. Kitap sanki bana C.’yi değil, kendimi göstermiş gibi. C. karakterinin en büyük problemi aslında aylak olması değildir. Onun problemi şudur: Hayatın sıradanlaşmasına tahammül edemez. Sürekli “başka bir şey” arar. * Daha gerçek bir sevgi. * Daha gerçek bir ilişki. * Daha gerçek bir hayat. Ama bulduğu her şey bir süre sonra eksik gelmeye başlar. Bu yüzden kitap boyunca insanda tuhaf bir sıkıntı oluşur. Çünkü bir noktadan sonra okuyucu şunu sormaya başlar: “Ya benim hayatım da rutine dönüşmüşse?” Bendeki kanayan eski yarada buydu. Çoktandır rutine dönen ama fark etmediğim beni acıtan bir hayat. “Hayatımda, rutine dönmesine sebep olduğunu düşündüğüm her şeye ve herkese bağırıp çağırma isteği duydum.” Bu kitabı okurken şunu fark etmem gerekiyordu:
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşamı ne kadar hızlı yaşamalıyız?
10/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 02:15
Hayatımın belkide bir şey daha mı yapsam, şu yarım saati de şuna harcayım ki boş geçirmeyeyim, bu boş günümü de ziyan ettim neden para kazanmadım, neden çalışmadım yada neden kendime vakit ayırdım diye suçluluk duyduğum, aslında hiç de öyle bir şey yokken kendi kendimi yargıladığım bir dönemde karşıma çıktı bu kitap. Ve öyle ya, bir gün öncesinde kendi kendime böyle olmaz bir ek iş daha bul ve çalış diye kafamda deli sorularla uyuduktan sonra ertesi sabah işe giderken okuduğum bölüm, belkide bütün bu kitabın bendeki en güzel özeti diyebilirim. Birisi bana bu kitabı okudun mu diye sorsa, değil sadece okumak Duman adamlarla bile karşılaştığımı onların zaman tasarrufu adındaki bankalarında eskiden bir hesabım bile olduğunu söyleyebilirim. Beni akıllandıran ve kitapların o büyülü gücünü bir kere daha hatırlatan o sıtırlar: “ Bak Momo” derdi, “ ne oluyor, biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki, insan bunun sonu gelmez sanıyor.” Beppo bu kadarcık laftan sonra bile önüne bakarak bir sürü susar, sonra devam ederdi: “ O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilipte güçsüz kalıyorsun. Ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor.” Susup biraz daha düşündükten sonra sürdürdü konuşmasını: “ İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmammalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli, bir adım, sonra derin bir nefes, sonra bir süpürge. İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Öyle de olmalı.” Uzun bir süre yeniden konuşmaya başladı: “ bir de bakarsın ki, farkında bile olmadan bütün yolu bitirmişsin. Nasıl olduğunu anlamadan
MomoMichael Ende · Kabalcı Yayınevi · 201382,1bin okunma
Yeterince, Aydın Mı köylüler bu dünya hayatında?
10/10
·183 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 18:58
Mujik, ve romanın karakterlerinden bazıları… Karakterlerin hayat sorgulamaları kitabı okurken o kadar normal geldi ki kulağıma. Bende dedim bende okudum, dinlediğim, izlediğim ve ya yaşadığım her şeyde böyle bir sorulama anlam bulma çabasına giriyorum dedim ama sonra Malinin gibi yaşamak çok doğru gelmemeye başlıyor neden mi? Çünkü o da insan ve yaradılışı veya varoluşu gereği sevmek ve sevilmek istiyor. Camus’nin absürt felsefesindeki gibi yaşamak başta matıklı gelsede bunu sürdürmemin tam anlamıyla imkansız olduğunu anlıyorsun. Çünkü düşün, her şeyden uzak dur, sevme, belki de herkesin değerlerini sorgula ama günün sonunda bu sürdürülebilir değil intihar etmemen için ve absürde yenilmemen için bir sebep kalmıyor. Ama onun dostu Şöbiyev onun yardımına yetişiyor. Yaşam diyor ne güzel bir şey. Seni her sınavda şaşırtsada, hergünü ayrı bir değişkenlikte yada monotonlukta olsada, mutlu olduğumuz fazladan bir saniye için yaşamak ister insan. Hep varoluşçu ve umutçudur insan. Nitzcshe gibi- yarat kendini baştan, devam et inşaa etmeye der. Karakterleri okurken daha nice düşünceler geldi aklıma. Felsefeciler, onların düşünceleri ve romanlar… Demek ki her aydınlığa yeltenen insan bu acıları ve soruları yaşıyor ve soruyor. Son olarakta kitabın sonunu tabiki de merak ediyor düşünüyor insan ama birde şöyle bir detay var… Yarattığın karakterlerin kurduğu diyalogları yazarken bir an mola vermek istedin ve bir daha o masaya dönemedin, o yazılar ve sayfalar bir daha ölene kadar karıştırılmadı.
İnsan ve Hayat
MujikMaksim Gorki · Oda Yayınları · 1981814 okunma
Dünya hala yaşanacak bir yer mi?
10/10
·375 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2025 08:59
Bu kitabı okurken, komşu ülkemle ilgili satırlarda kendime tanıdık gelen pek çok şey olacağını düşündüm. Fakat tanıdık gelen tek şey; yeraltı kaynaklarına sahip olan ve çoğunluğu Müslüman halkların, sanki kaderleriymiş gibi yaşadıkları kaçınılmaz acılar oldu. Kitap, doğrusu ve yanlışıyla bana şunu düşündürdü: Dışarıda bir dünya var. Gözümüzü kapatsak belki görmeyiz, ama ondan kaçtıkça o dünya bir gün bizi de yakalayacak ve kanlı elleriyle boğacaktır. Biz ise çoğu zaman gerçeği saklamayı, halının altına süpürmeyi tercih ediyoruz. Orada ölenler ya da acı çekenler biz olmadığımız için, haberlerde kısa bir üzüntüyle görüp sonra hayatımıza devam edebiliyoruz. Hatta bir yerden sonra bazıları için o insanlar artık “kurtarmaya bile değmeyecek cahil halklar”a dönüşüyor. Bu gerçekleri “Evet, maalesef hayatları çok zor” diyerek kendimize daha katlanılabilir hâle getiriyoruz. Niyetim “Ben duyarsız değilim, diğerleri öyle” demek değil ama ne yazık ki tablo bu. Eğitim hayatının az da olsa içinde olan biri olarak, kitabı okurken hep şunu düşündüm: Biz çocuklarımıza bir dünya inşa etmeye çalışıyoruz ama o dünya gerçekte yok ve belki de hiçbir zaman olmayacak. Onlara, bizim kanatlarımızın altında asla karşılaşmayacakları kadar güvenli ve adil bir dünya anlatıyoruz; fakat dışarıda onları adaletsiz ve acımasız bir gerçeklik bekliyor. Peki bu ne kadar doğru? Onları korumaya çalışırken farkında olmadan yanıltmış mı oluyoruz? Bunu gerçekten bilmiyorum. Ayrıca fikirlerimi anlatırken, “Yazar Amerika’yı iyi göstermiş veya diğerlerini kötü göstermiş” gibi tartışmalara girmek gibi bir derdim yok. Çünkü bunu zaten her yerde bağıran bir sürü insan var. Benim görmemiz gerektiğini düşündüğüm şey daha farklı. Kitaptaki bir cümle bunu çok iyi anlatıyor: “Ülkemizi kendi ellerimizle mahveden ve
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,2bin okunma
İnanmak ve inançlı olmak zorundayız ama özgür değil…
10/10
·235 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
Stefan Zweig’in Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvine adlı eseri, tarihin derinliklerinden günümüzün aynasına uzanan bir vicdan muhasebesi niteliğinde. Yazar, Castello ve Calvin üzerinden, fikir özgürlüğü ile dogmatik tahakküm arasındaki gerilimi ele alırken, aslında yalnızca bir tarihi olayı değil; çağlar boyunca süregelen zihinsel ve ahlaki bir savaşı gözler önüne seriyor. Tarih aslında hiç değişmemiş. Bunu bir kez daha iliklerine kadar hissediyorsun. Kitabının sonu da o kadar kendine has ki… Artık güzel bir şeyler olsun diye geçiriyorsun aklından ve yazar da sana öyle olacağını düşünüyorsun değil mi diyor ama bir o kadar da hayatın acı gerçeklerini karşına çıkarıyor. Dünyada hiç bir zaman aniden başlamadı ve aniden son bulmadı. Özgürlük zor kazanıldı ve bir o kadar da kanlı kaybedildi. Bu kitabı okurken kendimi yalnızca 16. yüzyılın karanlık dönemlerinde değil, aynı zamanda bugünün dünyasında, ekran başında günümüz haberlerini izliyormuş gibi hissettim. Her sayfa, her satır adeta 21. yüzyılın ruhunu, çelişkilerini ve baskı mekanizmalarını yansıtıyordu. Zweig’in kalemi öylesine güçlü ve derin ki, kelimelerin ötesinde bir gerçeklik hissi yaratıyor. 1500’li yılların penceresinden 21. yüz yıla bakıyoruz ve değişen sadece insan isimleri ve olayların gerçekleştiği yerler. Ama zulümler ve acılar hep aynı. Bu kitap yalnızca okunmuyor, yaşanıyor; yalnızca tarihi değil, bugünü de anlatıyor. Düşünceye zincir vurulmasının, vicdanın susturulmasının ve hakikatin zorbalığa karşı verdiği o bitmeyen mücadelenin sembolü haline geliyor. Zweig’in sade ama sarsıcı üslubu, bireysel vicdanın ve entelektüel cesaretin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Vicdan Zorbalığa Karşı sadece bir tarihi biyografi değil; bugün hâlâ geçerliliğini koruyan evrensel bir uyarı ve
Duygu ve Düşünce
Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'eStefan Zweig · Can Yayınları · 20202,205 okunma