“…birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne kadar büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.”
“Eskiden adımları, uykunun arasında bir çağrı gibi annesine ulaşırdı. Geceleyin duyulan tüm diğer gürültüler bu ayak seslerinden çok daha kuvvetli olsalar bile annesini uyandıramazlardı ne sokaktaki at arabaları, ne çocuk ağlamaları, ne çarpan bir panjur, ne bacalardaki rüzgârın sesi, ne yağmur, ne de mobilyaların gıcırtısı; onu ancak oğlunun ayak sesleri uyandırabilirdi ama bunun nedeni bu ayak seslerinin çok gürültü çıkarması değildi (hatta Giovanni parmaklarının ucuna basarak yürürdü). Bunun, o ayak seslerinin oğluna ait olmasından başka hiçbir açıklaması, hiçbir nedeni yoktu. Ama artık bu da son bulmuştu. Annesine eskiden olduğu gibi, aynı ses tonuyla, bildik ayak seslerine uyanacağını ümit ederek "iyi akşamlar" demiş, ama uzaktaki bir arabanın homurtusu dışında kendisine cevap veren olmamıştı.”
“Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an bunun doğru olduğuna inanıp orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz.”