Onun kendi mutsuzluğu içinde mutsuz olduğunu söyleyebilirim, ama mutsuzluğunu ansızın kaybedecek ya da mutsuzluğu bir anda elinden alınacak olsaydı, daha da mutsuz olurdu, bu da öte yandan onun aslında mutsuz olmadığının, mutsuzluğu nedeniyle ve mutsuzluğu ile de mutlu olduğunun kanıtı olurdu.
Birçok kişi, mutsuzluğun derinliklerine battığı için aslında mutludur.
Bir kezinde, bana mesleğimin ne olduğunu sorduklarında, ‘aforizmacıyım’ diye yanıtladım. Ama insanlar neyi kastettiğimi anlamadılar, her zaman olduğu gibi bir şey söylediğimde anlamıyorlar, çünkü söylediğim şey, söylemiş olduğum şeyi söylediğim anlamına gelmez ki… Bir şey söylüyorum, diye düşündüm ve bambaşka bir şey söylüyorum, böylece tüm yaşamımı yanlış anlamalarla geçirmek zorunda kalıyorum, hiçbir şeyle olmadığı kadar yanlış anlamalarla hep…
Var olmak umutsuzluğa düşmekten başka bir şey değildir ki. Uyandığımda iğrenerek düşünüyorum kendimi ve başıma geleceklerin hepsi tüylerimi diken diken ediyor. Yattığımda ölmekten, bir daha uyanmamaktan başka bir isteğim olmuyor, ama sonra gene uyanıyorum ve bu korkunç süreç yineleniyor…
Onu çeken insanın mutsuzlukları içindeki halleriydi, insanların kendileri değildi, mutsuzluklarıydı ve insanın olduğu her yerde buna rastlıyordu. İnsankolikti o, çünkü mutsuzluk özlemi çekiyordu. İnsan mutsuzluktur, dedi hep, yalnızca budala olan bunun aksini savunur. Doğmak mutsuzluktur, yaşadığımız sürece de bu mutsuzluğu sürdürürüz, bir tek ölüm kesip atar bunu. Bu, hep mutsuzuz demek değildir, mutsuzluk yoluyla mutlu olabiliriz.
Düşünce insanı denilen insan, kendini o çığır açan yapıt dediği tek yapıtla bozar ve sonunda gülünç duruma düşürür, ister adı Schopenhauer olsun, ister Nietzsche, fark etmez, ister Kleist olsun ya da Voltaire, kafasını harap eden ve sonunda kendini anlamsızlaştıran zavallı insanı görürüz. Tarih onu ezip geçmiş ve geride bırakmıştır. Büyük düşünürleri kitaplıklarımızda tutukladık, oradan bize ilelebet gülünçlüğe mahkûm edilmiş olarak bakarlar. Gece gündüz kitaplıklarımıza hapsettiğimiz büyük düşünürlerin yakarışlarını duyuyorum, o gülünç düşünce büyükleri dumura uğramış kafalar olarak camın arkasındalar. Bütün bu insanlar doğayı zimmetlerine geçirdiler, düşüncede ağır suç işlediler, bu yüzden cezalandırıyorlar ve kitaplıklarımıza sonsuza dek tıkılıyorlar. Çünkü kitaplıklarımızda boğuluyorlar.