...yaşamda bizi korkutan her şeyden uzak durmaya çabaladıkça, korkularımızın çoğunun kendi zihnimizin eseri olduğunu keşfetmemiz engellenir. İnanılan şeyin hatalı olup olmadığının bilmenin tek yolu, onu pratikte sınamaktır! Dolayısıyla kimi zaman, kendimize biraz şiddet uygulamak pahasına da olsa, kendi elimizden tutmamız, belki de yanıldığımızı anlamak için kendimize bir şans vermek amacıyla bizi kaygılandıran şeyi deneyimlememiz yararlı olur.
''İşte!'' dedim. ''Umut bu. Bir tekne. Başka bir şey değil. Koca okyanusta devrilmeden yol almaya çabalayan bir tekne sonsuzluğun dalgalarıyla savaşan bir ceviz kabuğu. Hepsi bu. Köhne bir tekne. ‘’ ben bindim. Kamarasında uyudum. Hiçbir şey değişmedi isterdim yeni bir insan olarak inmeyi o tekneden. Değişmeyi, iyi biri olmayı, hissetmeyi, sevmeyi. Hepsini isterdim. Ama istemenin yetmediğini çok erken anladım. Hiçbir şeyin yemediğini! Dünyasıyla mesafeli bir dostluk kurmak zorunda kaldım. Çünkü kuşkulandım bana verdiği hediyelerden. Her şeyden! Kendimi kaybettim. Buldum. Umut adındaki teknede bir hafta kaldım. Ne dövmelerim silindi ne de zihnim ölmekten vazgeçti...