Tapınağın yosunu üzerindeki kamelya, Kyoto dağlarının moru, mavi porselenden bir fincan… Geçici tutkuların ortasında bu saf güzelliklerin patlak vermesi hepimizin özlem duyduğu şey değil mi? Ve bizlerin, Batı uygarlıklarının erişemediği şey de bu değil mi?
Bizzat yaşamın hareketindeki sonsuzluğu seyretmek.
"Hep hatırla. Hayat bir çikolata kutusuna benzer."
"Bilirsin işte çikolata kutularının içinde her tür çikolata olur; bazılarını seversin, bazılarından hoşlanmazsın. İlk önce sevmediklerini yersin ve geriye sevdiklerin kalır sadece. Ben acı veren şeyler yaşadığımda hep böyle düşünürüm işte. 'Şimdi bunu atlatırsam her şey yoluna girecek.' Hayat bir çikolata kutusudur."
“Bu adam Muhteşem Gatsby’yi üç kez okuduğunu söylüyor” dedi kendi kendine. “Gatsby’nin dostu benim de dostumdur.”
Ve böylece dost olduk. Aylardan ekimdi.
–"Kalmanı en çok istediğim anda neden hep gidiyorsun Lina?"
–"Çünkü kaybedeceğini düşündüğün anda daha fazlasını istiyorsun."
–"Dinle. Tek bir sözüm daha olacak. Kalbine dikkat et... beni duydun mu?"
..Evde tek başıma olmak tekrar depresif hissetmeme neden oluyor. Bunun nedenini düşündüm ve kıskandığım insanların Instagram gönderilerine baktığım için olduğunu fark ettim. Sanırım bu depresif hissetmeme neden oluyor.