Kendime karşı oynamayı denediğim andan itibaren bilincinde olmaksızın kendime meydan okumaya başlamıştım. İki Ben’imden her biri, yani Siyah Ben ve Beyaz Ben, birbirleriyle rekabet etmek zorundaydılar ve her biri kendi adına galip gelmek, kazanmak için kendini bir tutkuya, bir sabırsızlığa kaptırıyordu; Siyah Ben olarak yaptığım her hamlenin ardından, hararetle Beyaz Ben’in ne yapacağını bekliyordum. İki Ben’den her biri, öteki bir yanlış yaptığında bir zafer sevinci yaşıyor, ama bununla eş zamanlı olarak da kendi beceriksizliğinden ötürü öfkeye kapılıyordu.
Satranç tahtası belli bir mesafeye, bir dokunulmazlığa olanak tanır. Üstünde gerçek figürlerin yer aldığı gerçek bir satranç tahtasının önünde insan düşünmek için aralar verebilir, tamamen bedensel olarak masanın bazen bir yanına bazen öteki yanına geçebilir ve böylece duruma bazen siyah açısından bazen de beyaz açısından bakabilir.