Bireylerin olsun, ulusların olsun, güçlü duyguları alabildiğine uzun süremez. İnsanın yaradılışına aykırıdır bu. Askerlik kurumları bunun böyle olduğunu bilir ve heyecanı yapay yoldan ayakta tutar, süreli ‘doping’ yapar. Bu kamçılama görevini de –gerçekten gönüllü ya da meslek gereği- yazarlar, gazeteciler gibi aydınlara yaptırır. Kin davulunu tokmaklamak onların işidir. Bunu bütün güçleriyle öylesine başarırlar ki, en kendi halinde insanın bile kulakları tırmalanır, içi ürperir. Aydınların hemen hepsi, Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da, Rusya’da ya da Belçika’da savaşa karşı çıkmak yerine savaş propagandası ve dolayısıyla kitleleri saran gözü dönmüşlüğe ve kine hizmet etti.