Nermin Yıldırım'ın okuduğum ilk kitabı 'Dokunmadan' okura farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Yazar, yozlaşmış toplumun olaylara duyarsızlığını, korkaklığını yüzümüze vuruyor. Adalet bir akıl hastası lakin içine girdiği toplumdan daha duyarlı ve insancıl. Batı'dan Doğu'ya yaptığı yolculukta savaşın bizden neler kopardığını ve bir kadın tacize uğradığında çoğunluğun bu suça nasıl ortak olduğunu okuduğumda bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Iz bırakanlardan...
Erkeklerin her zaman ki gibi yine savaşta olduğu, savaşmayan erkeklerin ise kadınları, savaşan erkeklerden korumak için kendilerine "cariye" diğer adıyla "damızlık" aldığı bir ütopya. Çoğu devletin yönetiminde kendini belli eden ataerkilliğin, toplumsal sözleşmeyi ve insan haklarını ayaklar altına aldığı bir zaman. Ve kadınların insan olduğunu herkese açıkça ilan eden sözleşmeleri, yasaları "oy birliğiyle" –gerçek sahibinin millet olduğu iddia edilen ve adına Meclis denilen binalarda– ortadan kaldıran sözde seçilmişlerin bulunduğu ve Kadınların öldürülmediği günlerin ilginçleştiği bu çağın kaçınılmaz sonu olduğuna bizi inandıran bir eser. Kadının bir adı yok. Kısacası Dinlerin ve geri kalmış tüm toplumların hayalindeki yaşam şekli: kadının sadece rahimden ibaret olması. Anlatılan tüm kadınların hikayesidir.
Hitler, Stalin, Gorbaçov, ekim devrimi vs. Zamanında yaşamış insanlar görüp yaşadıklarını anlatmışlar. Tanıyanların çoğu Kızıl orduya sempati duyar ama bu kitapta o zamanları yaşayanlar savaşın iğrençliğini gözler önüne seriyorlar. Biri "10 yaşından 80 yaşına kadar düzülmemiş alman kadını yoktu" diye bahseder kızıl ordudan, insan kendi gerçeğiyle yüzleşiyor bu kitapta milliyetçi duygularının gerçekleri görmesini engellediğini anlıyor, savaşta askerin insanlıktan çıkabileceğini fark ediyor. Stalin ve hitlerin Kamplarında yaşanan insanlık suçları, yahudilerin bu iki diktatör tarafından nasıl katledildiklerine ve geride kalanlara neler yapıldığına tanık oluyoruz insanların küçücük evlatlarını savaşa sürmesini, onları asker gibi yetiştirip birer katile dönüştürmeleri başka türlüsünün ise hayal edilemediği bir sistem ve anne babanın çocuğu ihbar ettiği bir dönem. Komünizmin, insanın yerine devleti koyan işleyişi, bireyin hak ve özgürlüklerini kısıtlayışı ardından gelen demokrasinin azınlığa insan muamelesi yapmaması gibi konulara da değiniyor anlatıcılar. Herkes özgürlükten bahsediyor ama devletleşme ile birlikte gelen kapitalizmin yarattığı sistemin, devletler var olduğu sürece insanın özgür olamayacağını fark edemiyor kimse.
Uygarlıkların batışı bizi 1940 lar ve sonrası devletlerine götürüyor: Mısırın üzerindeki emperyalizm baskısı, henüz o zaman bir savaş alanına dönüştürülmesi kararlaştırılmış bir Suriye, bu bataklığa çekilen Irak, Iran, Lübnan devrimler, darbeler... Osmanlıda azınlık olan cemaatler tarih kitaplarımızda bize anlatılanlar gibi gerçekten özgürce ibadetlerini yapabiliyorlar mıydı? Arapların öz güvenlerini yitirmesine ve israil'den çekinmesine sebep olan Altı Gün savaşı ardından başlayan filistin'in işgali, sonrasında Arap toplumunda destek görmeyen Filistin kurtuluş örgütü (FKÖ)... sadece yakın tarihe değinmekle kalmıyor cebimizde taşıdığımız telefonlar ve bizi her yerde MOBESE'ler sayesinde izleyebilen meçhul kişilerin insanın özel yaşam alanlarına sızması, bizim bütün bunlara alışmış gibi davranmamız, 1984 ten robotlaşmaya gibi önemli konuları da kaleme almış. Çok keyif aldım, tavsiye ederim.