Artık yorgunluk çekmiyordum, ben yorgunluğun sırtına binmiştim. Kendimi bitkin hissettiğim, göz kapaklarım birer kurşun gibi kapandığı sürece, canlıyım demekti.
Pek çokları gibi o da kendini bir silah olarak görüyordu, yapılacak tek şey iyi nişan almaktı. Ve bizim çağımızda yüreklilik, fazladan bir mermi demekti.
Böyle bir toplumda Panoptikon, birilerinin özgürlüğünün diğerlerinin bağlılığını gerekli ve kazançlı hale getirdiğini, diğer kesimin tutsaklığının ise ötekinin özgürlüğünü mümkün kıldığını gösterir.
Anlaşıldığı üzere, çeşitli sınıflardaki mahkûmlara uygun toplumsal koşullar, onların içkin özellikleriyle (yaşlı ya da genç, sağlıklı ya da hasta, suçlu ya da suçsuz, ahlaken düşkün ya da masum, onarılamayacak biçimde yozlaşmış ya da ıslah edilmeye muhtaç, cezayı hak eden ya da ilgiye aç olmaları gibi) değil, kendi hallerine bırakıldıklarında yapmaları olası eylemler ile kapatılmalarının gerektirdiği eylemler arasındaki düzenlemeyle (ya da bunun eksikliğiyle) ölçülür.
Özgürlük bir ayrıcalık olarak doğmuş ve o zamandan bu yana öyle kalmıştır. O böler ve ayrıştırır. En iyiyi geri kalanlardan ayrı tutar. Özgürlüğü cazip hale getiren farklılıktır: Onun varlığı veya yokluğu; yüksek ile düşük, iyi ile kötü, istenen ile aykırı olan arasındaki zıtlığı açığa çıkarır ve temellendirir.