Susan Abdulhawa, belki fazla siyasi olur, birilerini rahatsız eder düşüncesini de göz önünde bulundurarak Mornings in Jenin'i yazarken gerçekleri romanla harmanlıyor ve kabul etmek istemeyen insanlığın yüzüne tokat gibi yapıştırıyor. Oturduğumuz yerden vicdanımız varsın biraz rahatsız olsun diye de iyice anlatımını zenginleştirip netleştiriyor. Ve sanıyorum ki Abdulhawa'ya göre mesele ne yazık ki bazı şeyleri düzeltiriz umudunu taşımak değil en azından bazı şeyleri gün yüzüne çıkarıp insanı vicdan muhakemesine çekebilmek. Çünkü biliyor ki mazlumun taşının altına mazlumdan başkasının eli gitmiyor, gitmeyecek...
Insanların bu kadar umarsız oluşuna anlam veremiyorum. Kör müyüz yoksa kör taklidi yapmak hoşumuza mı gidiyor çözebilmiş değilim. Anladığım tek şey şu ki gerçekten felaketi yaşayan zatımız olmadığı müddetçe her şey bize yapay,uzak,imkansız geliyor. Dünya dediğin bir avuç yer iken Epstein dünyanın öbür ucu gibi görünse de yaydığı kötülük bütün çevremizi sarmış bulunmakta. Daha ne kadar körü oynamaya devam edeceğiz bilmiyorum. Umarım sustukça sıra bize gelmez diyeceğim ama çoktan hepimiz kuyrukta bekleyen bir avuç piyon haline gelmişiz bile! Bu da sırası gelenlere sustuğumuz için boynumuzun borcu olsun o halde.
Dağılması gerekiyorsa toplamaya çalışmamalı, her şey derli toplu olmak zorunda değildir. O yüzden bırakın dağınık kalsın, belki de böylesi daha güzeldir.